21 Kasım 2019 Perşembe 136 Okunma

Geçmişi ve Kültürü Yok Ediyorlar

 


 


Gümüşhane’deki Dipsiz Göl’ün define adına ‘yasal’ yok edilişine içimiz acıyarak tanık olduk. Bu olaya karşı oluşan tepkileri keşke henüz bu ‘iş’ başladığında gösterebilseydik… Ülkeyi ve toplumu cehalet çemberi sardıkça bu tür örnekleri daha fazla göreceğimize kuşku yok. Bu örnek olayda en acı yanlardan biri, başta bölgenin koruma kurulu olmak üzere kamunun ‘define kazısına’ (yani geçmişin ve tarihin yok edilmesine) izin ve geçit vermiş olmasıdır. Doğal ve kültürel varlıkları koruması gereken kurullar büyük bir hızla anlam ve değerini kaybediyor, siyasetin sömürge alanına dâhil oluyor.


 


Ülkemizin tarihi geçmiş olarak en zengin bölgelerinden birisinde yaşıyoruz. Eskişehir, adındaki eski ibaresine karşın yeni sayılabilecek bir kenttir. Buna karşılık ilin tamamı açısından bu bölgedeki yerleşimin geçmişi MÖ 10000’li yıllara dayanıyor. Tarih öncesi yerleşimler olan höyüklerde yapılan, ne yazık ki az sayıdaki bilimsel kazı ve yüzey araştırması ile dahi bu bilgiye erişebiliyoruz.


 


Höyükler özellikle tarih öncesi çağların aydınlatılması bakımında değerli ve önemli kültürel varlıklardır. Ama bir diğer gerçek daha var ki; Eskişehir, prehistorik höyüklerin en çok tahrip edildiği illerin başında gelmektedir.


 


Ülkemizde defineciler tarafından yapılan kaçak kazıların ve yasa dışı antika arayıcılığının büyük boyutlara ulaştığı bilinmektedir. Metal arama dedektörlerinin gazete ilanı ile satıldığı Türkiye’de ‘hazine bulma ve çabuk zengin olma’ hedefiyle edinilen malum dedektör sayısı köylerdeki traktör sayısını geçmiştir.


 


Uzmanların belirttiğine göre sayıları 60000’i bulan tahripkâr definecilerden tarihi sit alanı ve eserlerimizin kurtulması mümkün olamamaktadır. Neredeyse köy başına 1-2 defineci düşmektedir. Bu kaçak mezar kazıcıları arasında son derece gelişmiş teknik donanım kullananlar olduğunu bilmekteyiz.


 


Arkeoloji ve kültür varlıkları konusunda yetkili uzman arkadaşlarımızla yaptığımız gezilerde veya literatür araştırmalarında görüyoruz ki, tahrip edilmemiş tek bir höyük bile yoktur. 200’e yakın bilinen höyük bulunan ilimizde ancak 5-6 tanesinde bilimsel kazı yapıldığını düşünürseniz, arkeoloji alanının kaçak mezar kazıcılarına terk edilmiş olduğunu kolayca kavrarsınız.


 


Höyüklerin ilginç bir yaşam öyküsü vardır. Örneğin 10000 bin yıl önce Eski Taş Taşı’nda insanlar bir alanda yerleşim gerçekleştirdikten sonra gelen Yeni Taş Çağı insanları o yerleşimi yeniden yapılandırmışlardır. Daha sonra bu höyük, sırayla Bakır Taş Çağı’nda, Tunç Çağı’nda ve Demir Çağı’nda da yeni yerleşimler amacıyla kullanılmıştır. Böylece höyükte tabakalaşmalar oluşmakta ve her tabaka bir çağı temsil etmektedir. Bu tabakalarda bulunan çakmak taşı veya obsidienden yapılmış taş aletler, kemik ve ağaçtan mamul araçlar, çanak çömlek malzemesi o çağlar konusunda ayırt edici bilgiler edinmemizi sağlamaktadır. Kaçak kazı yapan defineciler, altın vb türünde para eden değerli eserler bulma nafile ümidiyle höyüğü tahrip ettiklerinden eserlerin kırılıp birbirine karışması nedeniyle söz konusu tarihi bilgilere de erişmek mümkün olmamaktadır.


 


Sanmayın ki; höyükleri ve eski mezarlar olan tümülüsleri yalnız defineciler yok ediyor. Bu konuda ‘en başarılı’ olanlar arasında kamu kuruluşlarının özel bir yeri vardır. Su veya kanalizasyon borusu geçirmek, karayolu yapmak, elektrik direği dikmek, gerilim hattı geçirmek için sit alanlarına ve höyüklere verilen tahribatın haddi hesabı yoktur.


 


Ne yazık ki; tarihi ve kültür varlıklarımızın talan edilmesi konusunda toplumumuzda da bir duyarsızlık hüküm sürmektedir. Bazen küçük bir konuda bardakta fırtınalar yaratan medya, çoğu zaman tarihi ve kültürel tahribat konusunun farkında bile değildir.


 


Gerçi, belki de haklı olarak; “Kültürel konularda duyarlılık göstersen kaç sayar?” diyen okuyucular da olacaktır. Öyle ya; doğal ve kültürel varlıklarımızın korunması alanında hâlâ ciddi bir gelişme olmadığını görmek, kültürün sürekliliğine değer veren samimi insanları üzmeye devam ediyor.


 


Tarihi ve kültürel varlıklarımız neredeyse gözümüzün önünde yok ediliyor, bizler ‘mafya dizisi gibi’ seyretmeye devam ediyoruz...