18 Ocak 2020 Cumartesi 294 Okunma

Gerçek Olan İnsana Dair

 


Hemen her şeyin bir tüketim nesnesi haline dönüştüğü bugünün dünyasında –aileyi saymazsak– ne yazık ki, sevginin okulu yok. Bu çerçevede olacak biçimde kimi zaman aklıma bir soru takılır. Birini sevdiğimizi varsayıyoruz. Sevdiğimiz, gerçekte var olan kişi midir, yoksa o insanın fiziksel biçiminde bizim aklımızda yarattığımız ‘değiştirilmiş’ bir figür müdür? Çoğu zaman karşımızdaki insanı olduğu gibi kabul etmek yerine genelde kafamızda, kimi zaman da zorlamalarımızla gerçek dünyada onu istediğimiz gibi oluşturmaya çalışırız. Bu nedenle sevdiğimiz, o gerçek insan mıdır, yoksa bizim kendi yarattığımız model midir; karışır gider. Eğer aklımızdakini ya da değiştirmeyi öngördüğümüz şekli seviyorsak bu, aslında kendimizi sevdiğimiz anlamına gelmez mi?


 


Eğer bir insanı değiştirerek sevmek istiyorsak, bu gibi durumlarda dürüst davranmamız da mümkün olmaz. Ona karşı şirin, sevimli ve uyumlu davranmaya çalışırken, kafamızda ‘tilkilerin kuyruklarını değdirmemek’ için senaryolar kurarız. Onu kaybetmemek adına sözcükleri özenle seçer, anlamları bulanıklaştırır, açık konuşmalar yerine imaları çoğaltırız. Hatta gerçekler ve olaylari, değiştirip saptırmasak bile karşımızdaki insana göre filtre eder; bazı yanları gözden kaçırır, üstünü örteriz.


 


Bir sevgi ilişkisinde doğru konuma sahip bir kişi, ne kendisinden ne karşısındaki insanı kaybetmekten korkar. Baskı yaparak ya da yanıltarak kendi görüş ve yaklaşımını kabul ettirme çabasında da değildir. Sevgisini saygı ve empati ile ördüğü için kendi adımını atmakta da rahattır.


 


Böyle bir doğru insanı tanımak çok zor değildir. Birey olabilmiş insan, kendisini pek çok biçimde açığa vurur. Öncelikle onu, yaşama olumlu bakışı ve dokunuşu ile tanıyabilirsiniz. Onun için yaşanan olumsuz olaylar, yaşamdan alınması gereken derslerdir. İlginç bir biçimde yalnız olumsuzlukları ders olarak algılamaz; iyi gelişmelerden de kendine ilkeler, yeni ve gelişmiş davranış biçimleri üretir.


 


Onu tanıtan özelliklerden bir diğeri, yaşam dediğimiz sistemin bir enerji kaynağı gibi davranmasıdır. Onunla geçirdiğiniz birkaç dakika içinde dahi kendinizi daha iyi hissedersiniz. Size ya neşe katar ya da yaşama sevincinizin artmasına neden olur. Kendinizi ilginç bir huzur hali içinde bulursunuz.


 


Nitelikli birey, yaşamı ve çevresini anlamlandıran kişidir. Onunla, o güne kadar fark etmediğiniz yeteneklerinizi, başarıyla yaptığınız halde takdir almamış işlerinizi kavrarsınız. “Neden ben?” diye soran olumsuz sorularınız, “İyi ki ben!” diyen olumlu bir cümlelere dönüşür.


 


Tüm bu söylediklerimden, birey olmayı becermiş insanın bir android (makina adam) ya da sibetron (bilgisayar adam) olması gerektiği yanlışına düşmeyin. Fiziksel yaşam varsa, bu yaşamda mutlaka eksikler, zayıflıklar ve hatalar vardır. Kimsenin kendini hatalardan sınırsız arındırmasını bekleyemeyiz.


 


İyi insanların da zaman zaman yalpalaması olağandır. Burada önemli olan doğrultudur. En ağır koşullarda bile –kendi kurallarıyla da olsa– tutarlı davranabilen, doğrultusunu yitirmeyen insan, farklı ve nitelikli olarak algılanmayı hak etmiş demektir.


 


Sezar’ın hakkı Sezar’a... Ne eksik, ne fazla... Hem iyi bir öğrenci olmalı, hem de iyi bir usta bulmalı. Yaşam, birey olabilmek için bitmeyen bir okul gibi...