25 Ocak 2020 Cumartesi 285 Okunma

Tarihi Yozlaştırmak

 


 


Eskiden ilkokuldan başlayarak tarih dersi okunurdu. Ortaokul ve lise ile devam ederdi. Benim öğrencilik dönemimde okul sonunda bitirme sınavlarına girilirdi. Tarih dersi de bitirme sınavına dâhil olan derslerden bir tanesiydi. Her okul döneminde tarih dersi, insanlık tarihi ile başlatılırdı. Önce Yontma Taş Devri, ardından Cilalı Taş Devri ve Maden Devri diye uzar giderdi. Cumhuriyet Tarihi ile bağlanırdı. Üniversite ise Cumhuriyet Dönemini konu alan bir tarih dersi okunurdu.


 


Tarih dersi adına ne garip şeyler öğrendik… Bizans İmparatoriçesi Theodora’nın ayı bekçisi olan babasını, Şair Nedim’in damdan düşüp ölüşünü ve buna benzer bir sürü teferruat… Tarihi merak etmeyenler için tarih, ezberlenmesi ve sınavlarda ezberin tekrarlanması dışında bir durum yaratmadı. Belki sosyal dallarda eğitim görmeyi seçen kişiler için mesleklerinin bir parçası olarak sürmüş olabilir.


 


Tarihi gerçekten merak edenler ise bize aktarılanın ‘resmi tarih’ veya ‘ideolojik tarih’ olarak isimlendirilebilecek bir çerçeve ile düzenlendiğini ancak daha sonraki yıllarda öğrendiler. Farklı kaynakları okudukça şaşırdık. Farklılıkları gördük. Kimimiz bu farklılıkları ideolojik ve siyasal olarak ‘nalıncı keseri gibi kendimize yontarak’ yorumladık. Bazılarımız ise ‘resmi tarih’ ile ‘alternatif tarih’ arasındaki farklılıkları objektif olarak anlamaya çalıştık. Okuduk, ikna olmadık, başka kaynaklara başvurduk, karşılaştırdık, kıyasladık ve kendi bakış açımızı oluşturduk. Eğrisiyle, doğrusuyla… Gerçek anlamda bilimsel düşünce ile donanmış olanlarımızda bu objektif merak derinleşmeye devam ediyor.


 


Tabii ki, tarihin akışı hiç durmadı. Her dönemde yaşananlar ve bunların siyasal yansıtmaları oldu. Bu karmaşık süreci şimdilerde de (geçmişle hesaplaşma ve hatta intikam adına) yaşamaya devam ediyoruz. Geçmişin ‘resmi yanlışları’, bugünün ‘resmi ve gayri resmi yanlışları’ olarak sürüp gidiyor.


 


Tarihin ifadesi, sadece okulların ders kitaplarında ya da devletin resmi belgelerinde sürmüyor. Devlet dışı unsurlar da bir anlamda kendi tarihi söylemlerini yazıp dillendiriyorlar. Geçmişin resmi tarihine karşı alternatif tarihin konulma çabaları, toplumun pek çok kesimini tarihle ilgilenmeye sevk etti.


 


Siyaset alanında siyasal dindarlar ile tarihi, ‘milliyetçi veya ulusalcı’ bakış açısı arasında okuyanlar arasında kıyasıya bir savaş var. Bu kesimlerin yanında durur gibi gözükmekle birlikte okumada nüanslar gösterenleri de unutmamak lazım. Dün resmi ideolojinin ve resmi tarihin birleştirdiği (ya da birleştirmiş gibi görünen) toplum, tarihi okuma konusunda da tel tel ayrışıyor. Ama kesin olan şu ki; bu süreç, tarihi okumaya ve tarihi yazmaya olan ilgiyi artırdı.


 


Mafya ve derin devlet veya Osmanlı üzerine kurgulanmış TV dizileri ve sinema filmleri ile başlayan süreç, hızla gerilere gidiyor. Osmanlının mevcut ya da uydurulmuş ayrıntıları her geçen gün ekranlarda artarak yoğunlaşıyor. Tarih konusundaki genel bilgisizliğimiz nedeniyle TV ekranında veya sinemada bize anlatılanın ne kadarının doğru ya da yanlış olduğunu kestiremiyoruz.


 


Reyting almak ve para kazanmak adına değerlerin ve anlamların tümü çarçur edilmeye başladı. Bundan nasibi almayan kalmadı: Ne Mustafa Kemal Atatürk, ne Latife Hanım, ne Kanuni Süleyman, ne Fatih Sultan Mehmet, ne Saidi Nursi, ne Mevlana, ne Tebrizli Şems, ne de Çanakkale ile Kurtuluş Savaşı’nın isimsiz kahramanları… Hepsi gerçek dışı biçimde saçmalıklar manzumesi olarak reyting, para ve ün adına anlamsızca harcanıyor, tüketiliyor… Adeta ‘Resmi Tarih Devrinden Sulandırılmış Tarih Devrine’ geldik.


 


‘Sulandırılmış Tarih Devri’ ifademi doğrulamak için bir kitapçının raflarına veya bir en-çok satanlar listesine göz atmanız yeterli… Bu sıralar özellikle Mevlana ve Tebrizli Şems konusunda bir curcuna yaşanıyor. Eli kalem tutan veya bilgisayar tuşuna basmayı beceren her ‘aklı evvel’, gerçek dışı söylemlerle ‘kendi’ Mevlana’sını, Şems’ini, Halide’sini, Dersim’ini veya şamanizmini yazar oldu.


 


Gerçekten yaşanmış tarihi olayları, konuları veya kişileri anlatan romanlar ya da öyküler yazılabilir. Bu tür eserler, kurmaca (fiction) olmayıp ciddi kaynak araştırmalarına dayanır. Günümüzde raflarda veya ekranlarda gördüklerimizin, en ciddi yanlışı bu noktada… Tarihi gerçekleri, kurmaca gibi değiştirerek anlatmaya çalışıyorlar. Bir anlamda tarih şaşırtması, tarih karışıklığı, tarih uyumsuzluğu (anakronizm) yaratıyorlar. Diğer yandan kurmaca yazımı ise tarihi konu alır ama tarihi çarpıtmadan kendi yarattığı olaylarla ve kişilerle yazar. Okuduğunuzda veya izlediğinizde onun kurmaca olduğunu, tarihi çarpıtma olmadığını açıkça anlarsınız.


 


Sanat ve edebiyat alanında başarılı yazar ve sanatçılarla öne çıkmış ülkelerde de; hiç kuşkusuz ‘sulandırılmış tarih yazarları’ var. Oralarda da tarihi çarpıtarak reyting, para ve ün kazanmaya çalışanlar mevcut… Buna karşılık tarihi kurmaca (historical fiction) öylesine ustaca ve başarı ile yazılıyor ki; gerçek edebiyat meraklısı ve tarih okuru yanılmıyor, yanıltılmıyor. Büyük bir zenginliğin içinde ‘kitsch (banal kopya, taklit) olanlar, sadece küçük renk parçacıkları olarak kalıyorlar.


 


Sanatı ve edebiyatı seviyorsak ya da tarihe ilgi duyuyorsak; tarih saptırmacılarına, okuyucuyu yanıltarak ve yanlış bilgi (dezenformasyon) ile donatarak reyting, tiraj, para ve ün kazanmaya çalışanlara geçit vermemek lazım. Yaşasın edebiyat!