3 Haziran 2020 Çarşamba 466 Okunma

Covid-19 ve Özgürlük Adına Seçimsizlikler


 


Küresel ölçekli salgının yayılmasını kolaylaştıran nedenler nelerdir? Hijyene özen göstermemek, yayılmaya imkân sağlayan damlacıklardan uzak durmak için maske kullanmamak, kişiler arası mesafeye dikkat etmemek, aşırı sosyalleşmek; değil mi? Böyle davrananları sosyolojik olarak sınıflandırmak mümkün mü? Hayır. Kuralsız ve düzensiz yaşamak kültürsüzlük, sosyal saygısızlık ve bireysel görgüsüzlük ile ilgili bir şey… Eğer salgının yaygınlaşması ile ilgili bir kabahat veya ‘suç’ varsa o da budur. Böyle bir durum nedeniyle mahpusluğa mahkûm edilmesi gereken, şimdi uygulandığı gibi bazı yaş dilimleri olamaz. Buna karşılık caddeler ve sokaklar serbest dolaşımına izin verilen kuralsızlık ve özensizliklerle dolu… Kültürsüzlüğün, saygısızlığın, özensizliğin ve görgüsüzlüğün sorumlusu, bugün evlere kapatılan insanlar değildir, olmamalıdır. Bu yasaklama, insanların yaşama özgürlüğünü ellerinden alıyor.


 


Özgürlük, seçim yapabilmenin bir başka ifade biçimidir. Özgürlük, kişinin her türlü dış etkiden bağımsız olarak, bir kısıtlamaya veya zorlamaya uğramadan düşünme veya davranma durumudur. Bir başka deyişle; özgürlük, dış etkilerden bağımsız olarak insanın kendi irade, duygu ve düşüncelerine dayanarak karar ve davranış üretmesi demektir. Bu nedenle neleri seçebildiğimizi kendimize sormak, bir anlamda özgürlüklerimizi sorgulamak olur.


 


Örneğin ne tür bir insan olacağınızı, duygu – düşünce profilinizin ne şekilde biçimleneceğini kendiniz seçmeyi deneyebilirsiniz. Kendi belirlediğiniz yönde ilerlemek için kişisel gelişiminize yol verebilirsiniz. İlk bakışta, son derece olağan geliyor, değil mi? Ama kazın ayağı her zaman sözlerle belirlendiği gibi değil. Kısıtları ve koşulları olan bir ekonomik, sosyal ve kültürel çevrede yaşadığınızda, kim olacağınıza sizden önce o malum ortam karar veriyor. İçinde bulunduğunuz ve ne yazık ki, bize sorulmadan belirlenmiş ortamın engellerini çoğu zaman aşamıyoruz. Bize ön koşul olarak verilen bu ortam ve iklim de kişiliğimizin belirlenmesinde son derece etkili oluyor.


 


Her insanın yaşamında ona yön gösteren bir takım değerler var. “Senin değerlerin nedir?” diye sorabileceğimiz bir kişi, muhtemelen büyük bir hızla dürüstlük, iyi ahlâk, çalışkanlık veya saygı gibi bir dizi değeri sıralayabilir. Hiç kuşkusuz, değerlerimizi kendimiz seçeriz. Ama bir de şunu hatırlayın. Siz namusu ile temiz bir yaşam sahibi olmayı hedeflerken, bir başkası bu değerleri aşındırıp sizinkilerle uyuşmayan bir anlayışla çok daha rahat, kolay ve konformist bir yaşam elde edebiliyor. Siz, dur durak bilmeksizin emek verip alın terinizin karşılığı olan kazancı elde etmeye çalışırken, bir başkası kamu kaynaklarını sızdırarak haksız kazançla yaşamın keyfini sürdürüyor. Özetle; namuslu ve çalışkan olmak yerine ‘işini bilip gemisini yürütmek’, adeta bu çağın yükselen değeri gibi duruyor. Böyle bir gerilim ortamında değerlerinizi özgürce seçtiğinizden söz edebilir misiniz? Yoksa yozlaşma, pek çok insanı kendi düşük değerler bataklığına doğru mu çekiyor?


 


Saygı, hoşgörü ve sadakatin yaşamımızın temel ilkeleri olduğu günleri geride bırakıp kabalığın, kolaycılığın, genel anlamda konformizmin yüceltildiği bir zaman dilimini yaşamaktayız. Çevrenizdeki pek çok kişinin (bürokratın, müdürün, patronun, bankodaki memurun, parti yöneticisinin veya karşı takım taraftarının) size kaba ve saldırgan davrandığı bir ortamda sizin saygılı, hoşgörülü ve empatik olan davranış modelini seçebilme özgürlüğünüz gerçekten var mı? Öyle anlaşılıyor ki; davranışlarımızı belirlerken de özgür seçimler yapamıyoruz.


 


Problemler karşısında kafamızı devekuşu gibi kuma gömme hastalığımızı bilirsiniz. Bir sorunu ya çok abartırız ya da görmezden gelerek çözmüş gibi yaparız. Eğitim – öğretim sistemimiz ise gerçek yaşamın çok uzağındadır. Bu nedenle gerçek yaşam problemlerine nasıl yaklaşacağımız konusunda bize fazlaca yardımcı olamıyor. Problem tanıma ve çözme konusunda son derece düşük bir performans endeksimiz var. Hâlbuki sorunlarımıza nasıl yaklaşacağımız konusunda özgürlüklerimiz olmalı. Ama çevrenin üzerimizdeki etkisi, bu tür özgürlükleri kullanmamızda ayağımıza pranga olabiliyor.


 


Daha pek çok örnek sayabilirim nasıl kısıtlanıp engellendiğimiz konusunda… Ama kesin olan bir nokta var ki; kısıtlar ve koşullara karşı teslim olmayı veya mücadele etmeyi seçebiliriz. Bu konuda özgürlüğümüz geçerli olmaya devam ediyor. Yaşamı değiştirip dönüştürmenin bundan başka çaresi yok. Teslim olmayalım.


 


Özgürlük kendini var etme, kendini belirleme adına seçimler yapma, bunu yaparken de korkmadan geleceğe güvenme anlamına geliyor. Neden böyle yapmalıyım?  Doğrusu; buna kişisel olarak yukarıda söylediklerimden başka ‘daha iyi’ bir cevabım yok. Ben böyle yapmayı deniyorum. Becerebiliyor muyum; beceriyorsam bu ne kadar ‘işime’ yarıyor, kestirmek kolay değil. Ama sanırım, hiçbir şey adına olsa bile kendi seçimlerimi denemeye devam edeceğim.


 


Bir not: Unutmayın; yasaklama nedeniyle evlere kapanan insanlarda meydana gelen beden ve zihin kaynaklı can ve sağlık kayıplarının da salgın hasarlarına eklenmesi gerekecek.