30 Haziran 2020 Salı 867 Okunma

Eğitim ve Yenilikçi Kuşaklar Yetiştirmek


 


Salgın şartlarında ‘en çok önemsenenler’ arasında önce LGS, sonra YKS sınavları yapıldı. Şimdi okullar tekrar açılana dek ‘eğitim-öğretim sisteminin’ sorunları unutulmuş gibi yapılacak. Acaba mesele, sınavları yapmaktan ve öğrencilerin okuldan okula ‘transfer olmasından’ ibaret mi?


 


Yaşadığımız çağın eğitim anlayışının odağında yaratıcı, yenilikçi ve girişimci kuşaklar yetiştirmek var. Kendi çevrenizde bu anlayışın örneklerini göremiyor olabilirsiniz. Ama gelişmiş ülkelere ve vizyoner ekonomilere baktığınızda eğitimin her kademesinin yenilikçilik ve girişimcilik odaklarına göre kurgulandığını kavrayacaksınız. Yeni dünyada problem çözmesini bilen ve yaratıcılıktan nasibini almış olan genç insanların en başarılı işlere sahip olacağını ve tatmin edici yaşamlara sahip olacaklarını söyleyebiliriz.


 


Yaşadığımız dönemin en önemli becerilerinden birisinin yenilikçilik (inovasyon) olduğu konusunda kuşku kalmadı. Çağdaş işyeri, yenilikçilik özü ile donanmış insanları talep ediyor. Bu niteliğe sahip olmayan insanlar ise ya kendi işlerinde veya çalıştıkları işyerinde ya oldukları yerde sayıyorlar ya da mevzi kaybediyorlar.


 


İşin aslını araştırırsanız; neredeyse hepimiz meraklı, yaratıcı ve hayal gücüne sahip birer çocuk iken zamanla bu özelliğimizi yitiriyoruz. İlköğretimin ilk sınıfında her birimiz resim yapma ve şarkı söyleme cesaretine sahip iken orta öğretimin sonuna geldiğimizde bu yeteneklerimizin –ya da cesaretimizin– önemli bir bölümünü yitiriyoruz. Yaratıcılık ve yenilikçilik gurusu Tony Wagner’in dediği gibi;dalında kurumuş meyvelere dönüşüyoruz.


 


Bugün eğitimin geldiği noktada yapılan araştırmalar bize gösteriyor ki, çocuklara verilen aşırı yoğun ve yapılandırılmış eğitim meyvenin dalda kuruması için önemli nedenlerden birisi oluyor. Eğitim çağındaki çocukların büyük ölçüde yapılandırılmamış ve kendi girişimleri ile başlatılmış faaliyetlere ihtiyaçları olduğu halde onlara büyüklerin planladığı faaliyetleri dayatıyoruz. Böyle bir dayatılmış program da onların zihinlerini bilgi ile doldururken yenilikçi ve girişimci özelliklerini köreltiyor.


 


Yenilikçiliğe ve girişimciliğe yönlendirmeyi hedefleyen bir eğitimin büyük ölçüde deneme ve yanılma yaklaşımı üzerine kurgulanması gerekiyor. Bir ‘konuyu’ deneme – yanılma üzerine kurgulamak, onun risk içermesi anlamına gelir. Diğer yandan risk, yenilikçiliğin ve girişim cesaretinin özünü oluşturan unsurlardan birisidir. Aşırı kalıplanmış ve risk içermeyen sistemlerde yenilikçilik ruhunun gelişeceğini söylemek zordur. Günümüzde geleneksel eğitim sistemlerinin en büyük ‘günahı’, aşırı biçimlendirilmiş yaklaşımlar nedeniyle riske –dolayısıyla yenilikçiliğe– geçit vermemesidir. Yukarıda sözünü ettiğim Tony Wagner bu konuda “Doğru cevaplar üzerine odaklanmış akademik uzmanlık yerine problem temelli çok disiplinli öğrenmeye odaklanmış sınıflara ihtiyacımız var” diyor.


 


Çağdaş eğitimin şu noktalara odaklanması gerekiyor: Birincisi, cevaplardan çok daha önce sorulara odaklanmak… Doğru sorular olmadan ve hem bireysel hem de sosyal olarak soru sorma cesaretine sahip olmadan doğru cevaplara ulaşmak mümkün değil. Doğru sorular yoksa doğru cevaplar da olmayacaktır. Dünyamızı aydınlatan ışık, öncelikle ve vazgeçilmez biçimde doğru sorulardır. Soru sormayan bireyin yaratıcı, yenilikçi ya da farklı olanı bulmasını beklemek hayaldir.


 


İkinci anahtar nokta saygıdır. Küreselleşmenin ve buna bağlı kaynaşmanın hızla arttığı bir zaman diliminde eğitimin anahtar kavramlarından birisi insanlara ve kültürlere saygılı olmaktır. Önümüzdeki dönemde komşularımız ve işyerinde birlikte çalıştığımız insanlar arasında kültürel çeşitliliğin arttığını göreceğiz. Dolayısıyla birlikte barış içinde yaşam çok daha ciddi bir konu haline dönüşecek. Eğitim kurumu aracılığı ile farklılıklara saygının ve ayrımcılığa karşı duruşun hızla öğreniliyor olması gerekir.


 


(Devam edecek)