6 Temmuz 2020 Pazartesi 674 Okunma

Yaratıcı Bir Yaşama Dair


 


Yaşadığımız çağda, çevremizi bir bilgi okyanusu sarmış durumda. Bu muazzam birikim, hem kişisel hem de toplumsal olarak yararlanmamız için ona ilgi göstermemizi bekliyor. Bugün geçmişe göre gelişmişlik sıralamasında Batı’nın Doğu’ya oranla önde olmasındaki neden, bu görkemli okyanustan yararlanma oranıdır. Bu büyük birikimden yararlanmakta gösterilecek başarılar, yarın bu deryanın oluşumuna daha fazla katkı yapmak anlamına gelecektir.


 


Okumayı ve araştırmayı sevmiyoruz. Eğitim sistemimiz de uzunca bir süredir okuma yetkinliğini artırmada etkili olamıyor. (İlginçtir; sınav uzmanları, 2020 YKS sınavında Türkçe sorularında başarısız olan gençlerin genelde okuma alışkanlığına sahip olmayanlar olduğu yorumunu yaptılar.) Yapılan okumalar ise anlayıp tartışmaktan daha fazla, ezbere dönmüş gibi… Hem bireysel hem de sosyal olarak önlerde yer alabilmek için daha fazla okumak, okurken düşünmek ve okuduklarımızı saygı ve hoşgörü çerçevesinde tartışmamız gerektiğini unutuyoruz.


 


Yaratıcılık ve yenilikçilik, sadece okuyarak öğrenilemez. İnsanın, kendi farklılığını yaratmasında doğuştan gelen özellikleri kadar büyüdüğü ve yaşadığı çevrenin yaptığı katkılar da var. Okumak ve daha fazla öğrenmek ise; yaratıcılık ve yenilikçilik ufkumuzun genişlemesine neden oluyor. Böylece yaşam hakkında daha fazla fikir üretme, doğayı ve yaşama daha iyi anlama ve geleceği daha sağlam öngörme yetimizi geliştirmiş oluyoruz. Bunları yaparken, bir zihin ve emek tembelinin kolaycılığı ve kayıtsızlığından kurtularak kendi farklılığımızı, toplumsal açıdan ‘iyi, doğru ve güzel’ için kullanmış oluyoruz.


 


İnsanın dünyayı algılarken kullandığı bazı yol ve yaklaşımlar var. Bunlardan birisi, benzerlik ve farklılıklar üzerine kurgulanmış. Kendi yaşamımızda farklılıkları üretebildiğimizde, sanki kendi özgün müziğimizi de yaratmış oluyoruz. Müziği yaratan, notalar değil; notaların birbirleri ve sessizlikle arasındaki farklılıktır. İlerlemenin ve değişimin temelinde farklılığın yarattığı enerji vardır. Bugünün sert rekabetler dünyasında aynılaşarak ve monotonlaşarak ayakta kalmak mümkün değil. Enerjiyi yaratacak olan farklılık tohumlarını ekmek ve gelişmesine izin vermek gerekiyor.


 


Farklılık, bir yaratı işidir. İklim insanların yaratıcılıklarını geliştirmesine ve ifade etmesine izin vermezse, sosyal veya bireysel farklılık da oluşmaz. Hâlbuki yaşamı dikkatle izlediğimizde, yukarıda sözünü ettiğim türden engellerin yaratıcılığın önünde bariyer oluşturduğunu görüyoruz.


 


Nedir yaratıcılığın önündeki engeller? Öncelikle; yaratıcılığın bir zaman işi olduğunu düşünürüz. Bu ise açık bir yanılgıdır. Örneğin bir yapının üretilmesi, hayli uzun bir zaman dilimini işgal edebilir. Ama onunla ilgili fikrin yaratılması, zihnin saniyeleri içinde gerçekleşir.


 


Zamana benzer şekilde, yaratıcılığın mekâna bağlanması da doğru değildir. İnsan zihninin haylazlığı, düşünsel yaratıyı üreteceği fiziksel mekân konusunda seçici değildir. Sokakta yürürken, uyurken veya masa başında sistemli olarak düşünmeyi denerken yaşamınızın en büyük fikri yaratısının tohumlarını atmaya başlayabilirsiniz.


 


Özgür düşüncenin ve yaratıcılığın önündeki en büyük engellerden birisi, düşüncelerinizden dolayı yargılanma korkusudur. Düşünceye yasak koyan yasaların varlık nedeni budur. Bu yasakları bazen ailemizin, kimi zaman içinde yaşadığımız sosyal ve kültürel iklimin koyduğunu söyleyebiliriz. İşin en ilginci, kendi yaratıcılığımızın önüne engel ve yasak koymada en ‘istekli ve becerikli’ unsurun, kendimiz olmasıdır. Buna; kendi yasaklarımızla kendi etrafımıza dört duvar örmek, diyebiliriz. Korkunun duvarlarını yıkmadan, özgür düşüncenin ve yaratıcılığın görkemli ufkuna erişmek mümkün olmaz.


 


Farklı bir fikir üretip bunu toplum önünde ifade ettiğinizde, niteliği ve düzeyi değişebilen bir tepki ile karşılaşırsınız. Bu tepki, içinde yaşadığınız toplumun niteliklerini ve değerlerini ifade eder. Ama önemli olan, bu tepkiler karşısında sizin nasıl davrandığınızdır. Sizin davranış biçiminiz, kendinize olan özsaygının bir ifadesidir. Ya akıllıca direnirsiniz ya da korkarak teslim olursunuz.