4 Ağustos 2020 Salı 458 Okunma

Küreselleşme, Kent, İnovasyon


 


Doğayı ve toplumu dikkatli gözlediğimizde karşıt eğilimlerin birbiri içinde geliştiğini görebiliriz. Örneğin kararlı hal olan katı ile en karmaşık olan gaz hali iç içedir ve şartlara bağlı olarak birlikte var olurlar. Gelecek; geçmişin ve bugünün içinden doğarak kendini yaratanı tüketir. Toplumda düzen ve karmaşa birbirinin içinde gelişir. Küresel Çağ’ı yaşadığımız günlerde küresel ve yerel olan da benzeri bir iç içelik gösteriyor.


 


Küresel – yerel ekseninde farklı algıları ifade eden üç farklı görüş var: Günümüzün sosyal, ekonomik ve kültürel yapısında küresel faktörlerin birincil etkileyici ve yönlendirici olduğunu söyleyenler var. Küreselleşme gerçeğine karşın ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamın örgütlenmesinde, çok boyutlu yapının gelişkinliği için yerelliğin önemine vurgu yapanlar var. Küreselleşmeyi ve yerelleşmeyi iki ayrı aktör olarak ele alanlar var. Bu bakış açısından küreselleşme ve yerelleşme, hem mücadele ederek hem de uzlaşarak karşılıklı etkileşim içinde gelişiyor.


 


Küreselleşmeyi dünyanın değişim odağında görenler, (küresel finans, küresel sınai üretim vb. gibi) küresel belirleyici güçlerin varlığına işaret ediyorlar. Küreselleşmenin rakipsiz biçimde birincil faktör olarak göründüğü ülkelerde ve bölgelerde; kazananlar ve kaybedenler olmak üzere iki ayrı sonuç gözleniyor.


 


Yerelleşme tezini öne çıkaranlar, yerel yönetim, yönetişim ve sivil toplum etkinliklerinin art(ırıl)ması gereğine değiniyorlar. Küreselciler, yerel güçleri statik ve pasif olarak kabul ederken; yerelciler, ulus devletin yaşamdan belli oranda çekilmesi ile fiziksel ortam ve sosyo-ekonomik yapı üzerinde yeni fırsatlar doğacağını varsayıyor.


 


Küreselleşme ve yerelleşme karşıtlığı olgusunu karşılıklı etkileşim alanı olarak kabul edenler, bu yaklaşımı “küyerelleşme (glokalizasyon)” olarak isimlendirmeyi tercih ediyorlar. İyimse sayılabilecek bir bakış açısından küreselleşmenin yarattığı tehditlerle mücadele edip yeni fırsatlardan yararlanmanın yolunun, yerel olanın içeriğinin doğru biçimde doldurulması gereğini ifade ediyorlar.


 


Birbirine karşıt gibi görünen küreselleşme ve yerelleşme yönelimleri üzerine hukuki, kültürel ve sosyo-ekonomik boyutta tartışmalar yürütülmeli. Buna bağlı olarak fırsatlar ve tehditler, amaçlar ve kısıtlar, aynılaşma ve farklılaşmalar değerlendirilmeli. Bilinçli örgütlenmiş rasyonel büyümenin ana hatları çıkarılmalı.


 


Küreselleşme yöneliminin öne çıkardığı olgulardan birisi, ulusların önünde kentlerin önem kazanması... Bu yönelim, şehirlerin yeniden organize olması gereğini yaratıyor. Dünya ile bütünleşerek değişmek, gelişmek, yenilenmek ve zenginleşmek –ama bu arada yerel olanı da yitirmemek– talep ve beklentiler arasında yer almaya başladı.


 


Çağın rekabetçi koşulları kentlerin ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda bir yeniden yapılanma ihtiyacını doğuruyor. Yerelleşme ekseninde yeniden yapılanma ile kastedilen; yaşam ve iş süreçlerinde verimliliği ve etkinliği artırma, elde edilen katma değeri yüksek taşıma olmalı.


 


Bu çağın pek çok ismi var. Yaşanan döneme ‘Kentsel Çağ’ desek muhtemelen yadırganmaz. Yaşadığımız Kentsel Çağ’da hangi ölçekte olursa olsun; yeni ve uygulanabilir yenilenme ve değişim projeleri üretmek zorunlu hale geldi. Dirlik, düzenlik ve güvenlik içinde, insani ilişkileri güçlü, sosyal ve siyasal eşitlik çizgisinde, yaygın temele oturmuş, nitelikli bir kentsel gelişim ve değişim yok haritasının ana hatları çıkarılabilir.


 


Günümüzde gelişen bilişim ve iletişim teknolojileri her türlü akışkanlık için bir zemin oluşturuyor. Her an yetkinleşen üretim ve yönetim metodolojileri ise dünyayı daha fazla bütünleşik hale getiriyor. Bu süreçten yararlananlar ve zarar görenler var. Ama bu gerçek, küresel ve yerelin değişimlerini ve yönelimlerini birlikte değerlendirerek organize olmamızı zorunlu kılıyor.