8 Ağustos 2020 Cumartesi 606 Okunma

İnsan ve Yaşam


 


Yaşadığınız mekânı gözlerinizle dolaşın. Raflarınızda duran bazı küçük eşyalar, masanızın üzerinde duran bir kalem, bir küçük süs eşyası… Pek çoğunun sizin için özen anlamı var, değil mi? Bazıları bir değerli zamanı hatırlatıyor. Önem verdiğiniz bir kişinin hediyesi bir başkası… Örneğin bir anı olarak size verilmiş ve kullanmaya kıyamadığınız bir dolmakalem… Onun sizin için duygusal değeri olmasa kırtasiyecideki herhangi bir kalemden ne farkı olabilir? O kalemi farklı yapan sizin ona bakışınız… Yaklaşımınızla, düşüncelerinizle ve en önemlisi duygularınızla çevrenizdeki cansız eşyayı bile anlamlı hale getiriyorsunuz.


 


Şimdi kendinize dönün. Bir insan olarak sahip olduğumuz muhtemelen en önemli değer kendi yaşamımızdır. O olmadığı zaman geriye kalanın fazla bir önemi olmaz. “Benden sonra geriye benden sonrası kalır” dersek bir gerçeği ifade etmiş oluruz. Siz olmadığınız zaman dünyanızı anlamlandırma fırsatınız da olmuyor. İşte bu nedenle insan olarak ölümümüzden sonra dünyayı anlamlar, bunlara işaret eden simgeler bırakmaya çalışıyoruz.


 


Yanılmayın. Yaşamımızı değerli bulmak, bir bireycilik veya bencillik gösterisi değildir. Çünkü çevremize verdiğimiz anlam, o yaşam olmadan gerçekleşemez. Eğer bir insanı çok seviyorsanız, onu sevginizle anlamlandırmış olursunuz. Siz olmadığınızda verdiğiniz bu anlam da olmayacaktır. Dolayısıyla kendi yaşamınıza olumlulukla yaklaşmak çevrenize de olumlu anlam mesajlarını vermenizi sağlayacak.


 


Duygular ifade edilmeli. Yaşamımızdan çevremize doğru olumlu mesajlar vermenin ilk biçimi, insanları takdir etmektir. Bu bağlamda sevdiğimiz insanların hak ettikleri takdiri, bizim tarafımızdan görmelerinin onlar için özel değeri ve anlamı var. “Sevgi ifade edilmeli” derken bir anlamda bunu da kastediyorum.


 


Bulunduğumuz her yerde çevremize bir tür enerji veriyoruz –iyi ya da kötü… Bir kişi veya toplulukla olan ilişkilerimizi olumsuz yöne sürükleyen davranışlarımız arasında tartışma eğilimimiz önemli bir yer alıyor. Bir tartışmadan galip çıkmanın yolu, tartıştığımız insanı yıpratmak değil; mümkün olduğunca tartışmadan kaçınmaktır. Kaçınılmaz bir tartışma varsa bu ortamda başarılı olmanın yolu, tartışmayı sürdürmek değil, görüşmeyi olumlu bir yöne sürüklemek için çaba harcamaktır.


 


Yaşamda başarılı olmanın bir diğer şartı, başka insanların yardım taleplerine mümkün olduğunca cevap verebilmektir. Yardım elini uzatma konusunda kendinizi karşınızdaki kişinin yerine koyabilme becerisi çok yardımcı olur. Yardım konusunda ne istismar edilin; ne de bu konuda çekimser davranın. Ama bilin ki, insanları kazanmanın en etkin yollarından birisi onlara yardımcı olabilmektir. Bu arada yardım isteyen kişinin, sizden olan talebi ile gerçek ihtiyacı konusunda da olmalısınız.


 


Önce dinleyin, mutlaka özenle dinleyin. İnsanlar dinlenip dinlemediklerine önem verirler. Karşınızdaki insanı dinlemeniz ona önem ve değer verdiğinizi mesajını iletir. Dinlenmeyen bir kişi, ciddiye alınmadığını düşünür. Karşınızdaki insan, onu dinlemekteki içtenliğinizi hissetmelidir. Ayrıca iyi bir dinleme, devamında yapacağınız konuşmalar için size önemli ipuçları verecektir.


 


Fikrinizi karşınızdaki insana kabul ettirmek istiyorsanız bunu bir emir kalıbında yapmamalısınız. Pek çok insan emir almaktan, bir emir-komuta zinciri içinde olmaktan hoşlanmaz. Bu nedenle emir vermek yerine soru sormayı tercih etmenizi öneririm. Sonuçta görüştüğünüz insan, o fikrin kendisinin olduğuna inanmalıdır. Buna karşımızdaki insanı “ikna etmek” yerine “etkilemek” yaklaşımı diyebiliriz.


 


Günün özü: İnsan yaşamda umduğunu bulur. Yaşamdan ne umuyorsanız yaşama bunun karşılığını verin.