29 Eylül 2020 Salı 268 Okunma

Neyi Yaşıyoruz?

Tartışılır olsa da bu toplumda yaşayan bireyler olarak çeşitli özelliklerimiz var. Aklıma ilk elde geliverenleri sıralayarak başlayayım. Dinlemekten daha çok konuşmayı seviyoruz. Okumayı ise pek sevmiyoruz. Gazete karıştırıp ciltlerle kitap okumuş gibi davranma eğilimindeyiz. Görüş belirtmeyi veya fikir temelli tartışmayı karşımızdakini alt etmek olarak düşünüyoruz.


 


 


 


Katılımcı olmayı sadece kendi görüşlerimizi dayatmak olarak algılayıp ortak payda ve uzlaşmaya yönelmiyoruz. Kişisel olanı sosyal olanın, kendimize ait olanı hepimize ait olanın önüne koyma çabası içindeyiz. Eminim; saydığım sosyal ve kültürel, çoğu zaman fanatik özelliklerimize sizin de katabilecekleriniz vardır.


 


 


 


Yaşadığımız çağda çevremizi bir bilgi okyanusu sarmış durumda… Bu muazzam birikim, hem kişisel hem de toplumsal olarak yararlanmamız için ona ilgi göstermemizi bekliyor. Bugün geçmişe göre gelişmişlik sıralamasında Batının Doğuya oranla önde olmasındaki neden, bu görkemli okyanustan yararlanma oranıdır. Bu büyük birikimden yararlanmakta gösterilecek başarılar, yarın bu deryanın oluşumuna daha fazla katkı yapmak anlamına gelecektir.


 


 


 


Ne yazık ki; okumayı ve araştırmayı sevmiyoruz. Eğitim sistemimiz de uzunca bir süredir okuma yetkinliğini artırmada etkili olamıyor. Yapılan okumalar ise anlayıp tartışmaktan daha fazla, ezbere dönmüş gibi. Hem bireysel hem de sosyal olarak önlerde yer alabilmek için daha fazla okumak, okurken düşünmek ve okuduklarımızı saygı–hoşgörü çerçevesinde tartışmamız gerektiğini unutuyoruz.


 


 


 


Yaratıcılık ve yenilikçilik, sadece okuyarak öğrenilemez. İnsanın, kendi farklılığını yaratmasında doğuştan gelen özellikleri kadar büyüdüğü ve yaşadığı çevrenin yaptığı katkılar da var. Okumak ve daha fazla öğrenmek ise yaratıcılık ve yenilikçilik ufkumuzun genişlemesine neden oluyor. Böylece yaşam hakkında daha fazla fikir üretme, doğayı ve yaşama daha iyi anlama ve geleceği daha sağlam öngörme yetimizi geliştirmiş oluyoruz. Bunları yaparken, bir zihin ve emek tembelinin kolaycılığı ve kayıtsızlığından kurtularak kendi farklılığımızı, toplumsal açıdan ‘iyi, doğru ve güzel’ için kullanmış oluyoruz.


 


 


 


İnsan yaşamı anlarken ve açıklarken modeller kullanır. Modelleme, doğayı ve yaşamı kavramakta kullandığımız en etkin araçlar arasındadır. Örneğin bir plan veya maket, bir yapının modelidir. Bilgisayar üzerinde geliştirdiğimiz plan ve bütçeleri de modellere örnek olarak gösterebiliriz. “Genelde insanlar ‘şöyle’ davranır” dediğimizde de basit anlamda bir modelleme yapmış oluruz.


 


 


 


Model, gerçeğin özetlenmiş bir örneğidir. Gerçeğin kendisi olmadığı için her zaman yetersizlikler, zayıflıklar ve hatalar içerebilir. Bu nedenle yaptığımız modellemenin değiştirilmeye ve düzeltilmeye aday olduğunu akıldan çıkarmamamız gerekir.


 


 


 


Modelleme, insan zihninin seçkin özelliklerinden birisidir. Bu niteliğimizi kullanarak yaşamı daha anlaşılır, açıklanabilir ve öngörülebilir hale getiriyoruz. Dolayısıyla model denen kavramın ne olduğunu sağlam şekilde akılda tutarak kendi modellerimizi yaratmak, insan olarak yetkinliklerimizi geliştirici bir özelliğe sahiptir. Buradaki tehlike, kişinin bir model yaratıp sonra da bu yarattığı modele vazgeçilmez biçimde tutkuyla bağlanması ve körleşmesidir.


 


 


 


İnsan olarak kendimizi değişik yol ve yordamlarla zihinsel ve duygusal yönlerden geliştirmek, gelecek konusunda daha güvenli olmamızı sağlar. Geleceği biçimlendirecek eğilimlerin ve yönelimlerin farkında olan insan, bir yandan attığı adımlar açısından daha güvenli olurken, kendi geleceğini kendisi yaratmanın farkındalığı ile mutluluğunu artırır.