30 Eylül 2020 Çarşamba 400 Okunma

Beleşçi, Ucuzcu Yaşam


 


1970’li yıllara kadar pek çok yasaklarımız ve sınırlarımız vardır. Olumlu ve olumsuz yönleriyle çoğunlukla dışa kapalı bir kapalı ekonomiyi andırıyorduk. Dünyada olup bitenden fazlaca haberimiz yoktu.


 


Bilişim, İnternet, iletişim ve medya teknolojilerindeki gelişme ile birlikte küresel ölçekte olup bitenden daha fazla haberimiz olmaya başladı. Ülkenin meseleleri konusunda iç ve dış kaynaklı haberleri ve yorumları karşılaştırma imkânı doğdu. Ama bu bilgilenmenin de çoğu zaman denizin üstündeki köpüklerin altına inemediği bir başka gerçek olarak karşımızda duruyor. Dünyadaki hızlı bilimsel, teknolojik ve düşünsel değişimi, toplumun iliklerine işleyecek biçimde yakında izlemiyoruz. Bunda okuma, düşünme ve tartışma alanlarındaki zafiyetimiz rol oynuyor.


 


Her ne kadar yeni teknolojiler, ar-ge, kalite ve inovasyon gibi konulardaki çalışmalar, ülkemizde de yaygınlaşmaya başlasa da; bunun işletme veya kuruluş kültürümüzce özümsenmiş olduğunu söyleyemem. İşlerimizde ve çalışmalarımızda dünyada kabul görmüş standartları yakalamada başarılı değiliz. Büyük sınai kuruluşlarımızı, aile şirketlerimizi, devletin değişik birimlerini, siyasal partileri veya sivil toplum kuruluşlarını mercek altına aldığımızda; bu gerçeği kolaylıkla kavrıyoruz.


 


Toplumu eleştirmekte cesur olanlar, komplo zihniyetine sahip bir topluluk olduğumuzu söylerler. Aslına bakarsanız; bu söylenen, bir felaket senaryoları manzumesinden öteye gitmiyor. Yaşamı, sürekli üretilmesi gereken stratejik açılımlarla birlikte kavramayı henüz öğrenmedik. Bu nedenle kuruluşlarımızda stratejik planlama ve yönetim ile bütçelemenin yaygın kullanımını görmüyoruz.


 


Kendimize yaşamın aynasında yaşam kalitesi açısından baktığımızda da ilginç görüntüler izliyoruz. Örneğin yaşam kalitesini tüketici görsellik ve imaj olarak algılıyor olmamız bunlardan bir tanesi… Dolayısıyla kendimizi düşünsel ve duygusal olarak değiştirmek yerine kılık kıyafetimizle ve kozmetik değişim ile yetiniyoruz. Hâlbuki yaşam kalitesi, insanların gelir hakkından sağlık koşullarının iyileştirmesine; kültür, sanat ve spor yapma hakkından güvenli bir ortamda yaşama kadar çok değişik faktörlerden oluşuyor. Kaliteli bir yaşam için buna benzer unsurların tümünde iyileşme olması gerekiyor.


 


Son 250 küsur yılda –Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını saymazsak– önümüze toplumu ve ekonomiyi kaldıraçlayacak, gerçekçi hedefler koymaktan giderek uzaklaştık. Hem toplum hem de birey olarak bizi ulusal ve küresel hedeflere ulaştıracak büyük hayallerimizin sayısı ve niteliği düşüyor. Tembelliği hak olarak görmeyi ‘akıl ederken’, büyük küresel yarışta toplum ve birey olarak ayakta kalmak için daha verimli ve daha akılcı olmamız gerektiğini, ne yazık ki unutuyoruz.


 


İnsanın başarısı, öncelikle niyetiyle yakından ilgilidir. Bardağın dolu tarafını görmek, yapılan işte sinerji yaratır. Hâlbuki toplum olarak bardağın boş tarafını görme eğilimimizi bir türlü aşamadık. Çözümler konusunda gayretli, ısrarlı ve azimli olmak yerine olumsuzluk üreterek moral bozukluğu yaratıyoruz. Ayaklarımızı gerçek zemine basıp ihtiyaç duyduğumuz önlemleri almak ve çözümleri üretmek yerine hayali yanılsamalar üzerine gerçeği kurmaya çalışıyoruz. Bu bozuk ruh halinden kurtulmak için yol, yordam ve stratejiler geliştirmemiz gerekiyor.


 


Yüksek öğrenimde ders verdiğim yıllar, benim açımdan ilginç gözlemlere vesile olmuştur. Örneğin araştırmayı, yenilikçiliği, derinleşmeyi ve bunlara bağlı olarak kaliteli öğrenmeyi teşvik etmek yerine ‘işi kolaydan halletmeyi’ huy haline getirdiğimizi görüyorum. “Emek olmadan yemek olmaz” diyen bir anlayıştan kolaycı ve beleşçi bir zihniyete transfer olduk. Bu gidişin hayra olmadığını, toplumdaki kirlenme ile her defasında acı biçimde yaşıyoruz. Sanki bir sosyal kurum olarak eğitim, kolaycılığı, beleşçiliği ve ucuz konformizmi öğretiyor.


 


Pek çok durumda ‘pist dar, orkestra teneke ve müzik dayanılmaz derecede kötüdür’. Ama sadece hayıflanarak, şikâyet ederek bir çözüme ulaşmamız mümkün değil. Birey olarak kendimizden, ailemizden, yakın çevremizden, kentimizden toplumumuza kadar her alanda sağlıklı bir geleceği hedefleyen önlemler almamız gerekiyor.