21 Ekim 2020 Çarşamba 327 Okunma

Hayalle Gerçek Arasında

Hayalleri olmakla hayalperest olmak aynı şey değil. Yaşamda bir uçta katı gerçeklerle veya diğer uçta ise hayallerle yol alıyoruz. Deneyim bizi birinden diğerine doğru savuruyor. Yaşamın gerçeklerini öğreniyoruz; hayallerin eksikliğini hissediyoruz. Ama zaman –eğer varsa zaman diye bir ‘şey’– bize sormadan kendi yoluna devam ediyor. Her gün bir damla daha eskiyoruz, her an bir damla daha yenileniyoruz.


 


Bir musluğun altındaki bir bardağa tek tek düşen damlaları göz önüne getirin. Neredeyse tüm damlalar aynı büyüklüktedir ve asla bardağı dolduracak gibi görünmez. Ama o damlaların öyle bir tanesi vardır ki; bardak, onun düşmesi ile taşar. Yaşamı da böyle örnekleyebiliriz. Her gün yaşadığımız pek çok olay, söylediğimiz pek çok cümle, duyduğumuz çeşitli sözler var; ama öyle bir tanesi oluyor ki, zihnimizde bir farklılık yaratıyor. İç dünyamızda, o ana kadar bir türlü bütünleşemeyen bir resmin tam olarak görünmesini sağlıyor. O olay veya o cümle, ruhun duygu kovasını taşıran damla oluyor.


 


Bir kez taştı mı, her ne ise o; artık günü ve geleceği, dün gibi yaşamak mümkün değildir. Yaşam farklı olmak zorundadır. Çünkü son damla, bir değişim –kırılma– işaretidir. Şimdi, doğru zamandır. Burası, doğru mekândır. Farklılaşma, doğru eylemdir. Artık dünün külleri arasından yeni bir yaşam tasarlama zamanı gelmiştir.


 


Yaşama ilişkin algıyı şöyle basitleştirip bir model kurabiliriz. Genelde kişinin yaşamı, iki unsurdan oluşur. Birincisi; insanın amaçları vardır. Kimisi zengin olmak ister. Bazısı sağlıklı bir yaşam diler. Albenili bir eşi olup sessiz sedasız ama süreğen mutlu yaşamak isteyen vardır. Beklentimize bağlı olarak, yaşam amacımızı eniyilemek isteriz. Para istiyorsak daha çok para, sağlık istiyorsak daha iyi ruh ve beden sağlığı koşulları, sevgi istiyorsak daha fazla sevgi… Farkında bir hayatsa bizimki; yaşamımızdaki iyilikleri çoğaltmak, olumsuzlukları azaltmak oluyor amacımız…


 


İkinci olarak; kısıtlarımız var. Bunlar, bizi istediğimiz gibi –başıboş, kayıtsız– davranmaktan alıkoyar. Yeterli paramız yoksa iyi bir araba ve güzel bir ev sahibi olamayabiliriz. Daha doğuştan yaşamımızı sınırlayan bazı sağlık kısıtlarımız olabilir. Çevrede yeterli sayıya sahip değilseniz, bir mahalle futbol takımınız olamaz. Sözün kısası; eniyilemek istediğimiz amaçlarımız yanında bir de, kısıtlarımız ve sınırlılıklarımız var.


 


Eğer kısıtları dikkate almadan amacımızı eniyilemeye çalışırsak, muhtemelen yasaların ve sosyal kuralların dışına düşeriz. Amacımız yönünde uğraş verirken, her türlü kısıtlarımızı dikkate almak zorundayız. Toplumda ‘aklı yerinde ama marjinal’ olarak isimlendirdiklerimizin önemli bölümü, kısıtlarını dikkate almadan yaşamaya çalışanlardır.


 


Bazı insanlar ise sadece kısıtları dikkate alarak yaşarlar. Yasaların onlara nasıl bir yaşam tarif ettiği, onlar için önemlidir. Öğretmenin, müdürün, anne-babanın istekleri onlar için adeta emirdir. Komşunun ne diyeceği, iş arkadaşlarının ve aile bireylerinin onu hangi konularda ayıplayacağı, ilk elde dikkate aldıkları unsurlardır. Genelde orta yolu tercih ederler. Köşeler, uçlar, kısıt ve sınır zorlamalar onlara göre değildir. Çoğu zaman bir amaçları olduğunun bile farkında değillerdir. Başkaları için yaşayanların büyük bir bölümü, bu gruba girer.


 


Doğru soru, bir yanda amaçlar, diğer yanda kısıtlar varken doğru yaşam modelinin ne olması gerektiğidir. İnsanın –hayalle gerçek arasında– amacı ve hedefleri olmalı. Zamanla gelişen ve değişen bu amaçları büyük bir ufkun içine koymalı. Bu amaçları gerçekleştirmeye çalışırken kısıtları da dikkate almalı. Amacı gerçekleştirmenin, kısıtların genişlemesine de katkısı olduğunu öngörmeli. Bir başka deyişle; amaçları gerçekleştirirken, bir yandan da kısıtlar kümesini genişletmeli. Kısıtlar manzumesini genişletmenin ve hayallerle gerçek arasında yeni bir denge bulmanın adına da ‘değişim’ diyelim.