26 Ekim 2020 Pazartesi 294 Okunma

Kişisel Gelişim Varsayımları

 Yaşadığımız her olay veya iletişim kurduğumuz canlı, gelecekte nasıl algılayacağımız ve tepki vereceğimiz konusunda zihnimizde bir ‘ezber’ oluşturuyor. Sobadan bir kez eli yanmak ya da sıcak sütten ağzı yanıp da yoğurdu üfleyerek yemek gibi deyiş ve atasözleri bu tür ezberlerin halk dilinde ifade biçimidir. Kişisel gelişim alanında bu ‘ezber’ kavramına insanın “duygusal ve zihinsel haritası” adı veriliyor.


 


Bu varsayımı kabul ettiğimizde karşımıza şöyle sorular çıkıyor. Acaba bir ezbere, sahipken yaşama yönelik davranışlarımız o an yaşadığımız olayın özeline mi yönelik oluyor yoksa zaten ‘ezberimizde’ olan bir tepkiyi mi ortaya koyuyoruz? Her olayı kendi başına özel şartlarında mı ele alıyoruz yoksa genel ve ortalama bir davranış modelimiz mi var?


 


Bu soruları çevremizde bulunan ve kendini akil kabul eden bir kişiye sorsak, muhtemelen her olayı kendi özel şartlarında değerlendirdiğini söyleyecektir. Çünkü genel bir etki-tepki modeline uymamak bir bilgelik veya iyi insan özelliği olarak kabul edilebilir. Bazı kişiler ise benzer görünümlü olaylarda aynı tepkiyi verirler ve bunu ‘ilkeli’ olmak diye nitelerler.


 


Yaşama ve çevreye verdiğimiz tepki, doğuştan ölüme kadar çoğu zaman kendiliğinden geliştirdiğimiz bir ezberdir. Bunun oluşmasında yaşam çevremizin açık veya kapalı kültürel etki ve baskıları da belirleyici olur. Bir kişinin davranış modelinin kaynaklarını uzunca süre etkisi altında kaldığı ailede, kültürel toplulukta ya da toplumda bulabilirsiniz. Benzer şartlar altında gelişen bireylerin ortalama özelliklere sahip olmaları da beklenen bir durumdur. Her ne kadar bedensel, zihinsel ve duygusal farklılıklarımız olabilse de yaşadığımız çevrenin izlerini taşıyoruz. Bu da yaşamdan etkilenmemiz ve yaşama tepki vermemiz süreçlerinde ortaya çıkıyor.


 


Bireyin iki temel ekseni var. Birincisi, anne rahminde oluşmaya başladığı andan itibaren geliştirdiği bireysel farklılıklar; ikincisi ise bebeklikten başlayarak yaşam çevresinin baskı ve etkileriyle edindiği ortalama nitelikler… Buna bir üçüncü eksen daha ekleyebiliriz. Şöyle ki; birey kendi ezberini geliştirmeye başladıktan sonraki dönemde dış çevreden aldığı etkileri kendi zihin-duygu haritasına göre özümsüyor.  Bir başka deyişle kendi kişisel gelişiminde kendisinin de farkında veya bilinçsiz etkileri oluyor.


 


Bireyin kişilik ve benlik (kendilik) oluşumunu etkilemeyi, geliştirmeyi ve iyileştirmeyi öngördüğümüzde bu üçlü eksenden hangileri üzerinde çalışmalıyız? Bunu nasıl yapabiliriz? Bedensel, duygusal ve düşünsel olarak sağlıklı bireyin gelişimini sağlamanın yolu nedir?


 


Birinci eksenle ilgili yaklaşım, hiş kuşkusuz aile ve anne-çocuk alanı ile ilgilidir. Ailenin şartlarının çok yönlü geliştirilmesi ve anne-çocuk sağlığının doğru önemin verilmesi kişisel gelişimin vazgeçilmez ilk aşamasıdır. İkinci eksen ise toplumun yaşam şartlarının iyileştirilmesi ve toplumun özgür ve demokratik yaşam şartlarının geliştirilmesi ile ilgilidir. Böylece olumsuz ‘mahalle baskılarının’ bireyleri kötü etkilemesi azalabilecektir.


 


Üçüncü eksen ise günümüzde kişisel gelişim olarak bilinen alanla ilgilidir. Bu alan, esas olarak bireyin ezberinin değiştirilmesi ve dönüştürülmesi işine odaklanır. Burada yapılan yaygın bir hataya işaret etmeliyim. Kişisel gelişim programları çoğu zaman etkinliğe katılan bireyleri ortalama özelliklere sahip olarak kabul eder. Her bireyin farklı ezberleri ve özgünlüğü olabileceğini gözden kaçırır. Başarılı olmak isteyen bir kişisel gelişim programı her bireyin farklılıkları olabileceğini kabul etmeli ve kendini buna göre düzenlemelidir. Bu da piyasada sanıldığı gibi bir sertifika sahipliği veya dernek-kulüp üyeliği meselesi değil, bir nitelik ve kalite konusudur.