29 Ekim 2020 Perşembe 267 Okunma

Tasarlanmış Gelecek

Teknolojik zamanın akışı her kronolojik dilimde aynı değil. Teknoloji tarihini kronolojik liste halinde veren bir dokümanı incelediğinizde, geçmiş yüzyıllarda dünyayı değiştiren buluşların her biri arasında yıllar olduğunu göreceksiniz. 21’inci yüzyıla yaklaştıkça buluşlar arası zaman dilimi kısalmış. Şimdilerde ise dakikalara, saniyeler inmiş halde. İş, bununla kalmıyor. Her yeni buluş saniyeler için dünyanın her yerindeki büyük insan topluluklarını etkiliyor. Bu da ne denli teknoloji bağımlı bir ekonomik ve sosyal yaşama doğru mesafe kaydetmekte olduğumuzu ortaya koyuyor.


 


Diğer yandan böyle bir dünyaya doğan her çocuk, kendisinden önceki dönemlerde yaratılmış teknolojiyi miras olarak alıyor. Geçmiş yıllarda teknolojik olarak daha düşük olan kuşak farkları şimdilerde çok daha büyük olmaya başladı. Dünyayı, yaşamı ve evreni bilimsel olarak açıklamaya ‘aklımızın ermediği’ çağlardan her şeyin bilim ve teknoloji odaklı olduğu bir zaman dilimine geçtik.


 


Eskiden bilgi azdı. Şimdi ise filtre etmemiz gereken çok fazla bilgi var. Bu aşırı miktarda ve çeşitlilikteki bilgi adeta insanın ayaklarını yerden kesiyor. Henüz bu bilgi okyanusu içinde kendi yaşamımızı nasıl yalınlaştıracağımızı kavrayamadık. Denetim altında tutamadığımız aşırı bilgi ve buna dayalı dinamik yaşam tarzları bizi ürkütüyor. Bu nedenle panik halinde geçmişin ezberlerine geri dönmeye çalışanlar var. Hız, çeviklik ve çeşitlilik çağında kişisel ve sosyal yaşamı yeniden tanımlamak ve kurgulamak yerine ezberlerin, pagan ritüellerin ve dogmaların hâkim olduğu çağların özlemi yükselebiliyor. Bunu daha az gelişmiş bölgeler başta olmak üzere dünyanın her noktasında görüyoruz.


 


Gerçekten yaşadığımız dünyada tasarlanmış bir gelecek oluşturmak, önceki dönemlere göre çok daha zor. Muhtemelen zaman ilerledikçe – gerekli tanımlama ve kurgulamaya sağlayacak değişimi gerçekleştiremezsek–  zorlaşmaya devam edecek.


 


Yukarıda işaret etmeye çalıştığım çoğalma ve çeşitlenme yöneliminin bir karmaşaya ve buna dayalı korku ile endişeye yol açtığına kuşku yok. Ama ilerleyen bilim ve yükselen yeni teknolojiler yeni olumlu ihtimaller de doğuruyor. Dünya ve evren hakkında bilgilenme ve farkındalığımızda gelişmeler oldu. Neyi yanlış yaptığımızı, yaşadığımız deneyime dayalı olarak daha iyi biliyoruz. Önemli olan, gerekli olan bilgi ve deneyimin daha yaygın ve adaletli olarak paylaşılabilmesi…


 


En önemli gelişmelerden birisi insan odaklılık yanlışından vazgeçmeye başlamamız… Şimdilerde daha iyi biliyoruz ki; sadece insan yaşamının sürdürülebilirliğini sağlamak yeterli değil. Bizim yaşamımızı anlamlı ve sürdürülebilir kılmak için yaşamın tamamını bir bütün olarak ele almamız lazım. Yaşam çevresini anlamlı ve değerli kılan, sadece insanın kendisi değil. En az onun kadar önemli olan, fauna ve flora gibi başka canlı yaşam türleri de var. Yaşamın her unsuru birbirine eklemlenmiş durumda. Birini kaybettiğinizde, diğerinde de zafiyet ve eksiklik yaratmış oluyorsunuz. Gene bu bağlamda toprak ve su gibi yaşamın cansız unsurlarının da sürdürülebilir kılınması gerekiyor.


 


Yukarıda kısaca değindiğim gibi bilimsel ve teknolojik gelişmeler, insan yaşamı ile birlikte yaşam çevresinin bir bütün olarak iyileştirilmesi, geliştirilmesi ve sürdürülebilir kılınması şartlarını da yaratıyor. Gene bu ilerlemeler sosyal, bireysel ve kültürel alanlarda da yeni imkânların kapılarını aralıyor. Muhtemelen geleneksel zamanlardan yeni bir çağ dönümüne doğru adım attığımız için, bir karmaşa ve bulanıklık yaşamaya devam ediyoruz. Ama kesin olan şu ki, yeni ufuklara gene bilimin ışığı ve aklın aydınlığı ile varacağız. Tasarlanmış bir gelecek söz konusu olacaksa, bunun yapı taşları bilim ve teknoloji özü ile oluşturulacak.