27 Kasım 2020 Cuma 326 Okunma

Kadın ve Demokrasi

Demokrasiyi pek severim. ‘Muhabbeti’ en hoş konulardan birisidir. Özel zevklerimizden birisine yasak geldiğinde aklımıza ilk o gelir. Başkalarının hak ve özgürlüklerine halel geldiğinde sesimiz çıkmaz da; ucu bize dokunduğunda yaygarayı basmakta üstümüze yoktur. Lazım olmadığında, kendi kapımızdan içeri koymayız; çıkarlarımıza zarar geldiğinde ise bizden daha fazla ‘demokrasi yanlısı ve savunucusu’ yoktur.


Demokrasiyi, “halkın kendi kendini yönetmesi” olarak tanımlarız. Yönetim altında yaşayanların yönetimin kararlarında etkin ve ağırlıklı olmasını anlarız. Yönetimin denetlenmesi ihtiyacının; gene (yönetilenler adına) yönetime katılanlar aracılığıyla, karşılanacağına ‘inanırız’. (Aslında “sanırız” desem daha doğru olacak.) Sadece devlet yönetimi ile sınırlı kalmaksızın aile biriminden başlayarak demokrasiyi söylemlerimize katar,  demokrasinin kurumsallaşması gereğine vurgu yaparız. Aile içi demokrasi derken; bireylerinin ailenin yönetimine katılımını tarifler, ailenin alacağı kararlarda bireylerin ağırlıklarına atıfta bulunuruz.


Aslına bakarsanız; genel algılama ile aile içi demokrasiden kastedilen; aile bütçesinin yapımı ve yönetimi konusunda bireylerin yaklaşımlarına yer verilmesidir. Böyle mi olmalıdır? Oysa demokrasinin işlerlik mekanizması; annenin, babanın ve çocukların talep ve beklentilerinin aile meclisinde gündeme gelmesi ile başlar. Demokratik mekanizmanın işlerliği açısından parametre değeri taşıyan özgürlük; kişisel beklentilerin aile meclisinin gündemine taşınma yönteminde şekillenir. Ancak; bundan kişinin başlı başına kendisini ilgilendiren olguları gündeme taşıması anlaşılmamalıdır. Gündeme taşınacak olguların niteliği de apayrı bir gelişkinlik ölçeğidir.


Ailenin gündemine taşınan talep ve beklentilere ilişkin yaşam biçiminin belirlenmesinde; bireylerinin ve konumlarının ağırlıkları “özgürlüğün adaletli kullanımı açısından” farklı bir parametre değeri taşır. Aile meclisinde alının karara ilişkin rota; uygun plan ve programlamaya gidilmesi sürecini başlatır. Bu süreçte gelişen dış ve iç etkenlerin belirlenen rota üzerinde sapma oluşturma yetisi hakkında, demokratik ortam içinde değerlendirme yapılması ihtiyacı belirebilir. Süreç yönetiminin değerlendirme aşamasında, çekince hissetmeksizin fikir beyan edebilme potansiyelinin aktive edilebilmesi ise özgür irade kullanımının diğer göstergesidir. Böylece bir bakıma denetim mekanizması devreye girmiş olur. Yönetim ve denetimin karşılıklı etkileşimi ise demokrasiye inancı pekiştirir. Aile içinde başlayan demokratik mekanizmanın işlerliğinin, yönetim anlayışı içindeki demokrasiyi de geliştireceği muhakkak.


Buna karşın bir de ‘muhafaza edilecek değerlerimiz’ algılamasıyla kullandığımız “muhafazakârlık” kavramı üzerinde duralım. Geniş anlamda muhafazakârlık, ‘kurulu düzeni değişimden koruyup kollama’ anlamına gelmektedir. Bireylerin; kendi iç dinamikleri ile şekillenen ‘toplumsal ve kurumsal’ nitelikte kendine özgü tarihsel bir yürüyüşü vardır. Dış ve iç etkiler karşısında gelişimin önünü kaparcasına tavır almak, değişimi etkilemek mümkün olmayabilir. Ama gelenekçi değerlerin baskın olduğu toplumlarda toplumun yürüyüşünün dış etkilerle değiştirilmesi pek de kolay değildir. Ancak, imkânsız kelimesinin de tarihin derinliklerine yöneldiğini akıldan uzak tutmamak gerekir.


Yukarıda sözünü ettiğim toplumsal konumunun değişmesinin, toplumun genel değişimine bağlı olduğunu düşünüyorum. Diğer yandan hem bu toplumun bir bireyi olarak hem de genel hatlarıyla geleneksel bir toplumda yaşayan ‘ikinci sıradaki cinsiyet’ olarak kadınların değişim için çok daha fazla nedenleri olduğu kanısındayım. Bu objektif gerçeklik, ister istemez kadınları toplumun “birincil değişim gücü” yapıyor. Toplumsal cinsiyet açısından baktığımızda, sosyal sistemi değiştirmek için kadınların erkeklerden çok daha fazla nedenleri var.


Nerede demokrasi var ki; ailede olsun?” diyen aykırı sesi duyar gibiyim. Sanırım; bu gerçeğe kimsenin söyleyecek fazla sözü yoktur. Yolumuz uzun. Demokrasiyi kendi için isteyen bireylerden, demokrasiyi halk olarak üreten ve paylaşan bir iklime geleceğiz elbet.