3 Aralık 2020 Perşembe 398 Okunma

Söz Söylemek, Yazı Yazmak

Türkçenin bozulmasından, popüler ve arabesk kültürün Türkçe üzerindeki olumsuz etkilerinden pek çok insan gibi ben de rahatsız oluyorum. Ama giderek kötü kullanılan konuşma dilini dikkatle incelediğimizde bu bozulma, bazı sosyal sorunlar konusunda bize ipucu verebilir.


Dikkate değer bulduğum popüler kültür ifadelerinden birisi ‘ağzı olan konuşuyor’ cümlesidir. Bence bu cümle, bir yanıyla toplumda fikrin ve sözün değerinin düşmekte, yozlaşmakta olduğunu vurguluyor. Hoyratça kullanılmasıyla adeta söz ağırlığını ve önemini yitiriyor. “Sözü, akıl ile söyle; bilgi ile süsle” diyen Türkçe’nin ustalarından Yusuf Has Hacip sanki bunu 11’inci yüzyılda görmüş gibidir.


Bunları neden hatırladım? Bir örnekle anlatayım. Eskişehir’in en önemli güncel sorunlarından birisi taşıtların park sorunudur. Bu sorunu, “Yanlış yere park edenlere verilen cezalar artırılmalıdır” yaklaşımı ile aşabilir miyiz? Muhtemelen, hayır. Çünkü taşıtların park sorunu bir görünür sorundur. Park sorununu ortaya çıkaran başka kaynak (kök) sorunlar vardır. Kaynak sorunlara çözüm bulunmadan onlardan türeyen görünür sorunlar da ortadan kalkmaz.


Yaşadığımız çevre ile ilgili taleplerimizi belirtirken, sorunlar hakkında görüş bildirirken veya çözüm önerilerinde bulunurken öncelikle konu hakkında bilgi sahibi olmalıyız. “Ağzı olan konuşuyor” durumuna düşmemek için çöple samanı birbirinden ayırmayı bilmemiz gerekir. Söz söylemek (ve yazmak), öncelikle bir gönüllülük işidir ama aynı zamanda da sosyal sorumluluktur. Söz söyleyen herkesin bunun farkında ve bilincinde olması gerekir.


Bir de ‘adressiz’ öneriler konusu var. Basında sıklıkla özellikle kentimizi ve ülkemizi ilgilendiren bazı konularda ‘yapılmalıdır, edilmelidir’ gibi cümleler içeren yazılar okuruz. Edilgen cümle yapıları ile kaleme alınan bu yazıların muhatabı belirsizdir. Bu tür yazılar “Kim yapacak?”, “Ne zaman yapacak?”, “Hangi kaynakla yapacak?”, hatta “Yapabilir mi?” gibi sorulara asla cevap vermez.


Örneğin “Frigya, dünya turizmine açılmalıdır” diye bir cümle yazsam yukarıda sözünü ettiğim türden bir boş ve anlamsız ifade olur. Çünkü bu cümle, yukarıda saydığım sorulara cevap vermez.


Bir iddiada bulunurken, bir tezi savunurken kullanacağımız yaklaşımlardan birisi kanonik olmaktır. Bu kavramı şöyle açıklayabilirim. Yukarıdaki cümleyi örnek olarak kullanalım. Eğer yazınızın içinde “Frigya, dünya turizmine açılmalıdır” biçiminde bir cümle varsa, hemen bu cümlenin karşıtını düşünmelisiniz. Eğer “Frigya, dünya turizmine açılmamalıdır” biçimindeki karşı tez, anlamlı ise o zaman yazdığınız ‘açılmalıdır’ cümlesi de anlamlıdır ve bu cümle, yazınızda bulunmaya devam edebilir.


Bir cümlenin yazı içinde anlamlı olarak bulunması için o cümlenin kendisinin ve karşıtının birer tez olması gerekir. Eğer söz konusu cümlenin karşıtı bir tez değilse o cümleyi metinden çıkarın, atın.


Kıssadan hisse diyelim ve bağlayalım. Sosyal konularda söz söylemek sorumluluk gerektirir. Kaynak sorun hakkında bilgi sahibi olmadan kulaktan dolma bilgilerle ‘yapılsın, edilsin’ demek, anılan konunun ancak değerinin ve öneminin azalmasına neden olur. Söze gönüllü olmak, fiilden sorumlu olmaktır.