14 Ocak 2021 Perşembe 231 Okunma

Enerji ve Kalkınma

Dünyada değişen küresel, bölgesel ve yerel yönelimler var. Genel anlamda ucuz ve kolay enerji ve petrol dönemi sona erdi. Petrol arz piyasalarını üretim kadar arz kesintileri, siyasi riskler ve terör tehditleri belirliyor. Yeni üretim imkânları için yatırım maliyetleri karşılanması zor düzeylerde. Üretici şirketler de uzun vadeli yatırımlar konusunda isteksiz; ya işi ‘ucuza kapatmak’ istiyorlar ya da risk almak istemiyorlar. İran, Irak, Venezuela, Nijerya, Rusya ve Suudi Arabistan gibi ülkelere petrol yönünden bağımlılık artacak. Kaynakların üçte ikisi Körfez ülkelerinde… Bu bölge için savaş sürmeye devam edecek. Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’den oluşan BRIC ülkeleri ve ABD, tüketim yapısını belirlemeye devam edecekler.


Güvenlik ve sigorta başta olmak üzere üretim maliyetlerinde artış gösteren kalemler var. Geleneksel enerji türlerinden ve fosil yakıtlardan vazgeçmenin zamanı geldi. Yeni ve alternatif enerji kaynakları konusunda daha fazla yatırıma ve çalışmaya ihtiyaç var. Dünyada hızlı gelişme gösteren ekonomilerin temel özellikleri: Ucuz işgücü, çevre konusunda duyarsızlık, ucuz enerji. Bugünkü enerji politikası ve fiyatları ile Türk şirketlerinin dış dünya ile rekabeti çok zordur.


Sürdürülebilir kalkınma sağlayabilmek için zamanında, kesintisiz ve düşük maliyetle enerji sağlanması, bir ülke ekonomisi açısından yakıcı önemdedir. Bugün ulusal enerji politikalarını ve kalkınma yaklaşımlarını, dünyada gelişen enerji yönelimlerinden bağımsız olarak konuşmak mümkün değildir.


Enerjide kritik unsurlar var. Bugün enerji konusunda önemli dış dinamikler olarak şunları saymak gerekir: Kaynak savaşlarının küresel stratejilere konu olması, üretici ülkelerdeki istikrarsızlık, terör ve bölgesel çatışmalar, aşırı artan enerji talebi, projeler için finansman sıkıntısı, ticaret yolları üzerindeki yoğunlaşmadan kaynaklanan arz kesintileri, çevre korumacı baskılar, petrol fiyatlarındaki artış; istikrarsız dalgalanmaların ekonomik planlamaya olumsuz etkileri…


Ne yapmalı? Enerji sektörü, küresel etkilerin ulusal ve bölgesel düzeylere en kolay ve en hızlı yayıldığı bir alandır. Kalkınma bağlantılı enerji planlarının bu noktayı özellikle dikkate alması gerekir. Bu nedenle ulusal ve bölgesel enerji planlarının şu ana noktalar üzerine kurulması gerekir:


Ana enerji politikaları politikalarımız neler olmalı? Öncelikle; enerji kullanımında verimliliğin ve (enerjide ve genel anlamda) tasarrufun öğrenilmesi gereklidir. Bu amaçla başta sanayi olmak üzere tüm sektörlerde sıkı önlemler alınmalı; kalıcı ve sürdürülebilir çözümler üreten yaklaşımlar geliştirilmelidir. Enerji alanında en önemli sorunlardan birisi kaçaklar ve kayıplardır. Bu konu, bir yanıyla denetimle ilgilidir. Diğer yandan kaçak ve kayıpların azaltılması için yeni iş modelleri üretilmek zorundadır. Ana planlara bağlı olarak bölgesel ve yerel düzeylerde enerji planları yapılmalıdır. Yerel düzeyde enerji envanteri çıkarılmalı; yerel verimlilik ve tüketim tasarruf modelleri üretilmelidir. Yerel düzeylerde ulaşım modelini değiştirebiliriz.


Küresel ısınma, bugün karşı karşıya olduğumuz bir küresel tehdittir. Ama biliriz ki; tehditler, kimi zaman fırsatlara dönüştürülebilir. Küresel ısınmanın enerji tüketimimizi ve planlamamızı nasıl etkileyeceğini hayal etmeye başlamamız gerekir. Stratejik petrol ve doğalgaz depolama kapasitesinin artırılmak, bağımlılığı ve riski azaltmak üzere ithalat konusu olan enerji türlerinde çeşitlemeye gitmek, yerli kaynakların kullanımı ve geliştirilmesine öncelik vermek, farklı teknoloji ve yaklaşımlar kullanarak yerli üretimi artırmak, “enerji ana yolu” olma özelliğinden maksimum düzeyde yararlanmanın politikalarını geliştirmek, talep yönetimi anlayışını ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerde geliştirmek, alternatif enerji türlerine yönelerek ikameci yakıt esnekliği sağlamak, enerji sektörünün kamusal özelliğini dikkate alarak buna uygun yapılanmasını sağlamak, bölgesel işbirliği projelerine katılmak, yerel düzeyde (havza / bölge temelli) ortak projeler yapılmasını sağlamak, enerji kullanımın çevresel etkilerini dikkate alarak çevre korumaya önem vermek ana enerji politikalarımız olmalı.


Özelleştirmeyi ve serbestleştirmeyi bir yana bırakırsak; hâlâ 40 yıl önceki sorunları konuşuyor ve benzer politikaları öneriyorduk. Sanki 40 yıl sonra daha ‘iyi’ bir noktada değiliz. Dilerim; yıllar sonra aynı ‘hikâyeleri’ anlatmak zorunda kalmayız.