26 Ocak 2021 Salı 272 Okunma

Medya Üzerine

İnternet üzerinden çeşitli sosyal medya ‘haber’ kanallarını olabildiğince izliyorum. Bir ‘haber’ okudum; zihnime sorular doluştu. ‘Haber’ diye servis edilenlerin pek çoğunun, literatürde tanımlandığı biçimiyle 5N1K haber olduğu konusunda kuşkum hayli arttı. Medyada yer alan bir ‘şey’ ya olayı anlatan haberdir ya da bir olay üzerine bir yazar tarafından değerlendirilen bir yorum… Eğer yorumu insanlara haber diye sunmaya çalışırsanız bunun adı ya manipülasyon olur ya da dezenformasyon… Ama o ‘medya unsurlarının’ bunu neden yaptıklarını iyi anlamak lazım.


Sözcük anlamı farklı olmasına rağmen medya sözcüğü ile günlük konuşmada görsel, yazılı basın ile sanal medya kastediliyor. Ülkemizde medyanın etki alanı giderek büyüyor. Özellikle özel TV ve radyoların çıktığı dönem hatırlanırsa; toplumumuzun ‘medya baskınına’ (sosyal ve kültürel yönlerden) hazırlıksız yakalandığı da söylenebilir. Şimdilerde ise (yazılı veya görsel olsun) yeni bir medya türü daha var. Kendi düşüncesini, niyetini ‘haber’ diye sunan bir medya türü… Artık ‘etik kurallarından’ söz edilebilecek bir medya türü adeta ‘nadir elementler’ sınıfına dâhil oldu.


Türkiye, 20’nci yüzyılın ortalarında başlayan sosyal göç ile birlikte bir kimlik değiştirme dönemine girdi. Kentli kimlik tam olarak oluşamadan dışa açılma ile birlikte toplum, medyanın etki alanına girdi. Eğitim gibi süreçlerin bireyler üzerinde etkisi azalırken medya, toplum açısından –niteliği tartışılabilecek olsa da– adeta bir ‘okul’ oldu.


Sonuçta medya da gördüğü ilginin verdiği cesaretle haber alma ve iletme görevlerinin ötesine geçerek yargı ve yürütmenin bir parçası gibi davranmaya başladı. Reality show gibi programların, gazetelerde yer alan ‘dosyaların’ arkasındaki mantık budur. Medyanın bir ‘okul’ gibi halkı etkilemesinin doğrulandığı alanlardan bir diğeri de bu sektörde yer alan farklı kimliklerdeki isimlerin terörün hedefi haline gelmeleridir.


Sosyal göçün özellikle hızlandığı son 50 yıldaki manzaraya bakarsak; medyanın güçlenmesi yanında Cumhuriyet’in resmi ideolojisinden uzaklaşılması, eğitim sistemteminin çökmesi, geleneksel aile sisteminin bozulmaya başlaması gibi gözlemleri yapabiliriz. Yine bu dönem küreselleşmenin yarattığı (yüksek tüketim eğilimi gibi) etkilerin yükseldiği bir zaman dilimine denk düşer.


Kentlerde rantın artması, sistemi hukuku uygulamakta zorlanması aynı dönemde adaletin uygulanması ve bölüşüm açılarından yeni yapıların ortaya çıkmasına neden oldu. Bu, sosyal sistemin mafyalaşmasıdır. Bu dönemde kamunun kendi iç işleyişi de dahil olmak üzere mafyatik kurumların ve ilişkilerin, kayıtdışı yaşamın arttığını görüyoruz. 


Yine bu dönemde medya-mafya işbirliği olasılıkları ve dayanışmasının etki alanlarının giderek büyüdüğünü gözlüyoruz. Büyüyen bu güç, çekim gücü yüksek yeni bir güç odağı ve yeni bir yaşam alternatifi oluşturuyor. Bu gücün etkisiyle TV’de vurdulu kırdılı mafya ve yasadışı yaşamı anlatan dizilerinin özendiriciliği de artıyor.


Bu savın örneklerini ihalelerden spor faaliyetlerine kadar pek çok alanda görüyoruz. Sahte içkiden spor üzerine kurgulanmış bahis oyunlarına kadar kolay para kazanılabilecek her alanda bu tezin doğrulandığını görüyoruz. Ülkede çıkınını çuval dolusu zenginlik yapabilenler, sosyal yaşamın yüksek kademelerinde de dikkati çekiyor.


Ne yazık ki; bu hukuk dışı unsur ve faaliyetlerle mücadele edebilmek için henüz demokrasi geleneği yeterince yerleşik değil. Sivil toplum güçleri hâlâ çok zayıf… Çoğu zaman da yanlış yönlendiriliyor. Siyaset, rant beklentileri ve ‘sel önünden odun kapmak’ yarışı haline dönmüş. Topluma öncülük etmesi gereken güçler de ya çok zayıf ya da yeterli birikime sahip değiller.


Medya ile başlamıştım. Onunla bitireyim. Hukuk sisteminden yeterli özveriyi göremeyen toplum, sorunlarının çözülmesinde medyanın katkı koyabileceğini düşünüyor. Dolayısıyla medya hukukun ve insan haklarının savunucusu imiş gibi bir yanılsama yaratıyor. Aslında medyanın arkasındaki güçlerin önce reyting (tiraj) sonra da rant dışında bir bekledikleri yok. Demokratik özellikleri ve birey kimliği yeterince gelişmemiş bir toplumda medyayı demokrat sanmak, yapılabilecek en ciddi hatalardan birisidir.