27 Ocak 2021 Çarşamba 215 Okunma

Eleştiri Hukuku

Dünkü yazımda; arkasına siyasi veya çıkarcı niyet gizlenmiş yorumun ‘haber’ olarak servis edilmesinden söz etmiştim. Haber eleştirmez; ama bir konuda yorum olacaksa bunun içinde etik ve hukuki sınırlar çerçevesinde eleştiri doğal olarak yer alır.


Eleştiri anlayışı, bir toplumun saygı, empati ve hoşgörü konusundaki gelişkinliğinin göstergesidir. Eğer bireyler eleştiriye kötülemek, karalamak veya alaşağı etmek için başvuruyorlarsa orada hem sosyal hem de psikolojik olarak halledilmemiş sorunlar var demektir. Aynı şekilde eleştiriye uğrayanlar, bunu kendilerine yönelmiş kötüleme ve karalama olarak anlıyorlarsa gene psiko-sosyal sorun varlığından söz edebiliriz. Bu ülkenin tarihinde, geleneğinde ve kültürleşmesinde bu kısaca değindiğim olguların tümü var. Tarihte örnekleri var; devletin başını eleştirdiği için zulme uğrayan bir toplumdan başka hangi türlü bir eleştiri algısı gelişebilirdi ki?


Geleneğe uygun olarak’ önce kişiler veya olaylar üzerine yargı içeren karar verir, sonra eleştirilerimizi sıralarız. Bir yerel yöneticiden hoşlanmıyorsak örneğin, ağzıyla kuş tutsa dilimizden kurtulması mümkün değildir. Eleştir eleştirebildiğin kadar! Gözünün üstünde kaşı olması bile kabahat olur. Nedense yapıcı eleştirilerin, kişileri değil; davranışları ve eylemleri hedef alması gereğini sıklıkla unuturuz. Örneğin bir seçilmişi ‘bizden olmadığı için’ diye eleştirme hakkına sahip olduğumuzu düşünürüz.


Eleştiri, öncelikle bilgilenme ve birikim işidir. Eleştirdiğimiz işi yapan kişi, hiç kuşkusuz bunu yapmak için belli donanıma ve otoriteye sahiptir. Hele ki konu, bir kamusal faaliyet ise… Olayı ilk gördüğümüz biçimiyle eleştirmek, yanıltıcı olabilir. Olaya dâhil tüm faktörler üzerine bilgi sahibi olmak, araştırmak ve gerekirse uzman kişi ve kuruluşlara danışmak gerekir. Doğru olan, sağlam gerekçeler ve kanıtlar üzerine kurulmuş eleştiridir. Eğer eylemler yerine önce kişiyi eleştirmeye karar verdiyseniz, burada daha baştan yanlış yapıyorsunuz demektir.


Özellikle sosyal önemi olan konular başta olmak üzere eleştirinin zamanı ve mekânı konusunda özenli olmak gerekir. Genel kural olarak bir fikrin doğruluğunu, zaman ve mekândan bağımsız olarak düşünmemeliyiz. Eleştiri için de böyledir. Eleştirinizde haklı olabilirsiniz; bulgularınız doğru olabilir; ama doğru zamanda yapılmamış bir eleştiri işlerin tamamen karışmasına neden olabilir. Eleştiri yaparken kendi duygularınızın etkisinde olmadığınız doğru zaman ve mekânı seçtiğinizden emin olmalısınız, derim.


Eleştirilerin sıklıkla yanlışa düştüğü noktalardan birisi, genellemeler yapmaktır. Bu genellemelerden birisi, örneğin farklı siyasi görüşteki bir kişiyi, ‘sadece bizden olmadığı’ için eleştirmeye kalkmaktır. Eğer eşinize, arkadaşınıza bir eleştiri yöneltecekseniz, “Siz kadınlar / erkekler zaten hep böylesiniz” diye başlayan bir eleştiri, daha baştan yanlışa düşmüş demektir. Yaşamın beyazdan siyaha uzanan grilikleri içinde ne bir kişi ne de bir dünya görüşü baştan aşağıya yanlış olamaz. Unutmayın ki, durmuş bir saat bile günde iki kez doğru zamanı gösterir.


Eleştiri konusunda genellemeler gibi sıklıkla hata yaptığımız alanlardan bir diğeri de benzetmeler yapmak, uygunsuz örnekler vermektir. Bir başka yanlışı işaret ederek bir olayı veya bir kişiyi yargılamak her zaman doğru olmayabilir. Eleştirirken verdiğimiz örneklerin sağlamlığından emin olmak zorundayız. Yerel basında “filan kentte durum böyle iken neden bizde öyle değil” şeklindeki eleştirileri sıklıkla okuduğunuzu hatırlayacaksınız. Bu eleştirilerde çoğunlukla her kentin kendisine özgü yönleri ve özellikleri olduğu unutuluverir.


Bir sosyal ortamda, bir sivil veya siyasi örgütte, bir işletmede öne çıkmanın, itibar kazanmanın bir yolu olarak kullanılır eleştiri çoğu zaman. Kimi kişiler, başkalarını eleştirip karalayarak pozisyon yükselmesi elde etmeye çalışırlar. Bu, kurumsallaşma düzeyi düşük örgütlerde ve topluluklarda sık görülen bir durumdur. Eleştiri, kişilerin örgütte veya toplum önünde popüleritelerini artırmaya çalıştıkları bir araç olmamalı. Ne yazık ki, siyasi yaşamımız bu hastalıktan bir türlü kurtulamıyor. Özetle; konusu, içeriği ve biçimi ne olursa olsun eleştiri yapıcı olmalı –yapıcı olmaya yönelmeli. Bunun aksine davrananlar, aynı ‘saldırılara’ kendilerinin de muhatap olabileceklerini unutmamalılar.


Amerikan Modernist Akım’ın temsilcilerinden ABD’li ressam Abraham Walkowitz’in (1878-1965) eleştiri konusundaki şu sözlerine katılıyorum: “Gözlerim görebildiği sürece resim yapmaya devam edeceğim. Göremediğim zaman da eleştirmen olacağım.” İçi, dışı kurumuş ‘ilmi kendinden menkul’ ‘aklı evvellere’ gitsin!