12.10.2018 18:34:05 1456 Okunma

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ… (Anadolu ‘nun Bağrından çıkan Es-Es’ in Masalı..)

       Bir varmış, bir yokmuş (Aslında  Bir- Yani Es-Es-hep var olmak istiyormuş da  önünü keseni, hatta  yok etmek  isteyeni çokmuş cümlesi ile  başlamak daha doğru olur) diye başlayalım masala ve tekerlememizin devamını getirelim; Develer tellal, pireler berber iken; ben anamın beşiğini tıngır-mıngır sallar iken, az gittim, uz gittim. Çayır- çimen geçerek lale sümbül biçerek  bir arpa boyu yol gittim. Natal-matal- martaval; işte size  duyulmadık bir masal…


          Efendiimm….Memleketin birinde, sıcak bir yaz günü bin dokuz yüz altmış beş senesinin on dokuz haziranında  nur topu gibi bir “Futbol Takımı “dünyaya gelmiş…Memleketin ücra bir köşesinde kendi halinde mazbut bir şekilde yaşayan  ana- babası; çocuklarına” içinde bulundukları  sıkıcı düzeni değiştirsin; kendilerini,  bir rüzgar gibi esip serinletsin..” diyerek “ES-ES” adını  koymuş..


         Es-Es doğar doğmaz konuşup yürümeye, hatta kılıç kuşanıp at binmeye başlamış. O kabına sığamadıkça, memleketin çile çeken ve ezilen insanları ; gözünü budaktan sakınmayan  bu yiğit delikanlıyı pek mi pek sevmiş…Delikanlının namı almış yürümüş… O, düzene karşı  esip-gürledikçe halkta: “ ES-ES-ES,Kİ-Kİ-Kİ,ESKİ-ESKİ-ES “ diyerek tempo tutar olmuş. Hatta bazıları;  O nu  rüzgarın yanı sıra, şimşeğe  de benzetip: ”KIRMIZI ŞİMŞEK HEY- HEY- HEY..” diye alkışlamış…


         Gel zaman- git zaman Es-Es; padişahın , gören gözü büyüleyen, ahu yüzlü, ceylan gözlü,  güzeller güzeli kızı  “ ŞAMPİYON” a aşık olmuş… Kız da oğlana gönül düşürmüş düşürmesine ama, iki sevdalı bir türlü birbirine kavuşamıyormuş. Tam kavuşacakları sırada, padişahın diğer kızları ile evli ve adları “Eziktaş, Yalaka Saray, Lamba Bahçe” olan ve “ÜÇ CÜCÜKLER  “ namı ile etrafa korku salan damatlar engel oluyormuş... İlerleyen günlerde bu damatlara  padişahın  dördüncü kızıyla evlenen  “ Laz Uşağı”  da eklenmiş… Mahşerin dört atlısı gibi etrafı kasıp- kavuran bu damatlara  karşı tek kalan ve  bir şey yapamayacağını anlayan  Es-Es, sevdasını kalbine gömerek inzivaya  çekilmek istemiş , ama sırtını saraya dayayan  ve düzenlerinin bozulmasını istemeyen  damatlar tek durmamış. .Damatların telkinini  dinleyen padişah; Üç Cücükler ‘in   el-pençe divan -çanak yalayıcısı “ Kıyıcı Federasyon Paşa” huzura  çağırarak:”  Yakalanıp, tiz kellesi vurula” .. talimatını vermiş…   Kıyıcı Federasyon Paşa, hemen memleketin dört bir yanına tellallar çıkartmış. Tellallar memleket ahalisine ” Es-Es’ i görüp yerini söyleyenlere 100 akçe verileceğini ;  saklayanların ise  derhal kellesinin vurulacağını” duyurmuşlar.…O güne kadar Es-Es ‘i bağrında saklayan ahali  korkmuş .Sonunda “Tokatlı  Kara Talat ”  isimli ipsiz-sapsız bir serseri ,  Es-Es’ i   yakalamış ve zaptiyelere teslim etmiş. Mahkumu saraya götürmek üzere  yola çıkan 3 kişilik zaptiye ekibi, bir ağacın gölgesinde mola verip, yorgunluktan hemen uykuya dalmışlar. Onların uyuduğunu fırsat bilen Es-Es , iplerinden kurtulup en yakın köye kaçmış. Köyde korkarak dolaşırken köylüler Es-Es ‘ i görmüşler ve muhtara götürmüşler. .Es-Es başından geçenleri anlatmış. .Muhtar, anlatılardan sonra Es-Es i   hemen  tanımış.. Köy meydanına götürüp meydanda toplanan ahaliye de tanıtmış.. Es-Es ‘ in kim olduğunu  öğrenen köy  ahalisi  de hep birlikte “ES-ES-ES-Kİ-Kİİ-Kİ- ESKİ-ESKİ  ES” bağrışmış…


        Günler günleri kovalamış.. Es-Es, “İkinci Küme” isimli bu köyde mutlu- mesut yaşıyormuş ama aklı da hep saradaymış.. Köylülerden izin isteyip sevdasının peşinden gitmeye karar  vermiş.. ”İkinci Küme” den ayrılıp tekrar yollara düşmüş ve saraya ulaşmış.. Ulaşmış ulaşmasına amma velakin, O nu hemen tanımışlar…Üç cücükler ve Laz Uşağı damat,  padişahın altından girip üstünden çıkarak Es-Es ‘i bu  sefer de  “ Üçüncü Küme Zindanı”  na attırmışlar.. Es-Es  zindanda çile doldururken de güzeller güzeli “Şampiyon ” u, ( ellerinin altında dursun diye)  harem ağası ”  Yeşil Ağa” ya  hülle ile nikahlamışlar.. Laz uşağı 4. damat kör ve  kötürüm olunca da, Üç Cücük  damat , padişahı iyice  avuçlarının içine almışlar..


           Günler yine  günleri,  seneler de seneleri kovalamış.. Memleketteki  iyiler  terk-i diyar eylemiş, kötüler ile kötülükler baş tacı edilir olmuş.. Dürüstlükten taviz vermeyenler yoksul,  sırtını  saraya dayayanlar zengin olmuş.. Bu günlerin birinde de  padişah ölünce yerine oğlu geçmiş…Tahta oturan yeni padişahın ilk işi de  zindanlarda yatanlara  af çıkartmak olmuş.. Afla birlikte on yıldır zindanda yatan Es-Es  de” Evine” dönmüş.. Dönmüş dönmesine de, artık ne Es-Es’ in ayağa kalkacak gücü ne de çevresine kimi- kimsesi kalmış.. Es-Es in bu halini gören . Üç Cücük damat:  “ artık bundan bize zarar gelmez ” deyip, Es-Es ‘ e bir daha  dokunmamışlar. Hatta kimi zaman da  aralarına alıyor gözüküp ,onunla  gülüp eğlenmişler. ..


           Derken, Es-Es in “ Savaşçı Ruhu” ;  “biz senin en yakın  dostunuz “diyen  İş Bilir”  ve “İş Bilmez “  biraderlerin   eline geçmiş ..Sevdiği kıza bir daha ulaşamayacağını anlayan Es-Es, bunların iteklemesi   ile  de kendini içkiye  ve kumara vurmuş…Elindeki üç-beş kuruşu da bitirince bu kez  kah damatlardan, kah yeni türeyen tefecilerden borç almış…Borçlar dağ gibi olunca da , Es-Es in ruhunu ele geçiren  bu biraderler  “İMDAT !.. NE OLUR KURTARIN BİZİ”   diyerek ortalığı velveleye vermişler… Şimdilerde de memleketin  denizleri – ovaları-dağları  bu feryatla  çalkalanıyormuş…


         Bu masal burada  biter mi?. bilemem  ama biz  yazıya  noktayı  koyalım ve  yazıyı masal formatında bitirelim.


         Gökten üç elma düşmüş, ikisini “İki Kafadar “ kapmış;  Üçüncü elmanın  kimin ağzına düşeceği , “Bende isterim , bende isterim” diye ellerini ovuşturanlara  engel  olmaya çalışan BÜYÜK ES-ES TARAFTARININ VERDİĞİ MÜCADELENİN SONUCUNA KALMIŞ..