11 Aralık 2019 Çarşamba 993 Okunma

VUR-KIR-PARÇALA… ( Ümraniye Maçının Ardından )

 


 


        Futbol oyununun geniş kitlelerce benimsenip seyredilmesine neden olan en önemli unsurlardan birisi; sahaya çıkan takımların- asıl amaç oynanacak olan maçı kazanmak olsa bile- fair- play çerçevesinde ve centilmence mücadele etmeleri; bir diğeri de, teknik adamların (ellerindeki kadro yapısına göre) oyunu kurgulayarak, görsel anlamda oyuna renk katmak için tüm hünerlerini göstermek istemeleridir. Hele bir de işin içine oyunu çirkinleştirmeden yöneten hakemi de eklersek, seyrine doyum olmayan bir maç bizi bekliyor demektir…Bu bağlamda da, TV muhabirinin maç öncesinde uzattığı mikrofona: “ iyi oynayan kazansın” cümlesini kurmayan teknik adam ya da  futbolcu, hemen-hemen yok gibidir.


        Oynanan ligin boyu kısalıp son haftalara girildikçe, ligde şampiyonluk ya da kümede kalma gibi hedef kovalayan takımlar için iyi futbol oynama isteği yerini tribünlerde başlayıp futbol sahasına yayılan yazı başlığımızdaki slogana bırakır:” Vur-Kır Parçala-Mutlaka Kazan”…  Zira, artık hedef sadece ÜÇ PUANDIR…


        Es-Es -Ümraniye maçını seyrederken, tribünlerin maçın henüz başında – kısa süreliğine de olsa- dillendirdiği bu slogana takılı kaldım nedense…. Daha ligin bitmesine 20 hafta gibi uzun bir maç periyodu varken; Es-Es ‘ in iyi futbol oynamasına gerek duymadan bu maçı vurup- kırıp kazanmasını istedim içten-içe…


        Benim bu denli “bencil” düşünmeme sebep olan şey, gönül verdiğim takımımın içinde bulunduğu badireden bir an önce kurtulmasını istememdi elbette… Öyle de oldu ve Es-Es , vurup-kırıp- parçalamadan ama iyi  futbol da  oynamadan maçı kazanmasını  bildi…


Maça gelirsek;


        İlk 25 dakikalık periyodda, artık bir Coşkun Demirbakan klasiği haline gelen; “topu rakibe bırakarak kontrollü futbol oynama ve rakip ataklarında ikinci bölgemizde kaptığımız toplarla hücuma hızlı çıkma” ya dayanan oyun taktiğimizin pek tutmadığını, zira Ümraniye takımının da önde baskı kurmak yerine oyuna kontrollü futbolu tercih ederek başladığını söyleyebiliriz. Bu periyodda, kalesinde iki pozisyon veren ve ileriye çıkmakta zorlanan Es-Es,  orta saha mücadelesi şekline bürünen bu ilk 25 dakikalık periyodun son saniyelerinde( duran toptan) Emre Güral ile  golü bulunca  maçı kazanacağının ilk sinyallerini vermiş oldu…Maçın 40. dakikasında Ümraniye takımının  hatası sonrası ve maçın kahramanlarından Jesse’ in özel yeteneği ile Emre Güral ‘a attırdığı 2.nci  gol ,maçın adeta kırılma anıydı..


        Maçın ikinci yarısının başlamasıyla, bir an önce golü bulmak için kalemize yüklenen Ümraniye’nin geride bıraktığı boşluklardan faydalanmak isteyen Coşkun Hocanın hevesini Sisokko kırdı desek yeridir.  Marko Milinkoviç’ in yokluğunda, takımı öne taşıyabilecek yegane ayak olan Fildişili oyuncumuzun bu çıkışlar sırasında sık-sık yaptığı top kayıplarından birinin sonucunda rakip takımın golü bulması, o ana kadar bizim adımıza iyi giden oyunu sıkıntıya soktu…  


        Sonrasında rakibin bir topunun direkten dönmesi, son haftalarda form grafiğini yükselten kalecimiz Ekrem Kılıçaslan’ın sıra dışı kurtarışları ve oyuna girdiği andan itibaren takıma büyük katkı sağlayan Alperen Kocabaş’ın maçın sonlarında Jesse ‘ye attırdığı gol, Es-Es’ in maçı kazanmasına yetti…


        Şeref tribününde tam kadro yerini alan yeni yöneticilerimiz ile protokol tribününü dolduran ve şehir erkanını oluşturan (seçilmiş-atanmış) büyüklerimizin gollerden sonra  taraftarla birlikte “ES-ES”  çekmesi ve maç sonunda sarmaş-dolaş kucaklaşmaları     görülmeye değer kareler olarak hafızalara kazındı…


        Maç sonunda ise, bundan sonra oynayacağı her maça final gözüyle bakan Coşkun Hoca ve talebelerinin Ligin diğer takımlarına verdiği mesaj netti:


       BU TAKIMI DÜ-ŞÜR-ME-YE-CE-ĞİZ…