16 Şubat 2021 Salı 1767 Okunma

ERSEN UZUNTUNA…

     Bugün köşeme, Eskişehir ‘ de yolu sporun ve futbolun içinden geçenlerin, mütevazi ve efendi kişiliği ile tanıdığı; geçtiğimiz hafta sonunda da aniden aramızdan ayrılıp, hakkın rahmetine kavuşan bir spor adamını; Ersen UZUNTUNA ‘ yı taşımak istiyorum. Ayrıca, yazımın hemen başında, bu yazının bir “Otobiyografi” olmadığını, Ersen ağabey ile ilgili anlatacaklarımın bir kısmını bizzat kendisinden dinlediğimi veya şahit olduğumu, bir kısmını da -başta yakın dostları olmak üzere- çeşitli kaynaklardan elde ettiğimi belirteyim.


         Ersen Uzuntuna, 9 Kasım 1947 yılında Eskişehir’ de doğar. Çocukluk yıllarında en büyük hobisi; arkadaşları ile beraber (kağıt ve paçavraları sıkıştırıp, sıkı-sıkıya iple bağlamak suretiyle) ürettikleri(!) topun peşinden koşmakla geçer. Babası, oğlunun futbola olan merakını görünce Ona, dönemin dikişli ve sibop yerinden pompa ile şişirilen ilk futbol topunu hediye eder. Artık  hayalleri ve idealleri büyümüştür!.. Hemen arkadaşları ile birlikte mahalle takımı kurup, çevre mahalle gençleri ile maçlara  başlarlar. Üstelik o yıllarda Eskişehir, kendi çocuklarına oyun oynayacak boş alan ve arsalar sunabilen şehirlerden biridir.


         Liseyi okuyacağı Atatürk Lisesine başladığı günlerde, devrin ünlü beden hocası “ Hüsnü Baba” tarafından yetenekleri keşfedilir ve okul takımı ile idmanlara çıkmaya başlar. Lise son sınıfa geldiğinde ise okul takımının değişmez  (sağ/ sol ) açığıdır artık. Yine,Eskişehirspor’ un henüz kurulmadığı 1960 lı yılların hemen başlarında  oluşturulan Eskişehir Genç Karmasına seçilecek, Türkiye Genç  Karmalar  maçlarına katılıp finale kalan Eskişehir Karmasının; Federasyon Karmasına karşı 2-1 kaybettiği  final maçındaki tek sayıyı da Ersen atacaktır.


          Liseden mezun olduktan sonra, ileriki yıllarda “ Kimya Mühendisi” olarak hizmet vereceği Devlet Demir Yoları kurumunda (TCDD) işçi olarak göreve başlar. Yine, Lise sonrası girdiği sınavı kazanarak “Eskişehir HASTAŞ Yüksek Okulu” na girer. Yüksek tahsil ve çalışma hayatının yanına bir türlü kopamadığı futbol hayatını da ekleyen Uzuntuna, O dönemde Eskişehir Amatör Kümesinde yer alan takımlardan önce Fatihspor sonra da çalıştığı kurum olan Eskişehir Demirspor ‘ un formasını giyer. -Yukarıda da belirtildiği  gibi-  Es-Es’ in  henüz kurulmadığı o  dönemlerin en önemli ayrıntılarından birisi; Amatör kümede yer alan kulüplerin oyuncularına forma  ve krampon verirken zorlanmasıdır. Zira o yıllar -futbol için-  yokluk yıllarıdır ve kulübün; futbolcusuna verebildiği formanın kısa bir sürede rengi solarken; kramponlar da, 2-3 ay içinde delinerek kullanamaz hale gelmekte; bu nedenle de Amatör Kümede top koşturan hemen hemen her futbolcu kendi malzemesini temin edebilmenin telaşına düşmektedir. Dönemin en iyi krampon markası ise “Dinyakos” tur. Uzuntuna, yıllar sonra yakın dostlarına:” Dinyakos marka krampon alabilmek için 6 ay para biriktirdiğini”  anlatacaktır.  


         Artık 1965 yılına girilmiş ve şehirde, Türkiye profesyonel liglerinde yer alacak bir takımın kurulacağı yüksek sesle konuşulur hale gelmiştir. Ersen de, Eskişehir Genç Karmasında yan yana top oynadığı arkadaşları Kebur Ayhan( Aşut), İnegöllü İsmail(Arca) Tabanca Kafa ilhan( Çolak) ve  Akademili Fethi( Heper)  gibi  Es-Es ‘ in kuruluş kadrosuna  davet edilir ve bu geniş kadro ile antrenmanlara çıkmaya başlar. Hem çalışıyor olması hem de devam eden tahsil hayatı onu ikilem içinde bırakmıştır. İşte, tam da karar arifesindeyken; önce Demirspor ile çıktığı bir maçta ağır şekilde sakatlanır; sonra da babasını kaybeder. Ailenin tek erkek evladı olan Ersen için, futbol yaşamı burada noktalanacak ve ailesine de sahip çıkmak adına  üniversiteye  devam kararı alacaktır..


          Futbolu bıraktıktan sonra gazeteci kimliği ön plana çıkar. Sahalarda rakibine çalım atmada gösterdiği hünerini, 1968 yılında göreve başladığı Yerel Milli İrade gazetesinde yazdığı spor yazılarında gösterir. Spor birikimi ve kıvrak kalemi, onu en çok okunan yazarlardan biri yapacaktır. Spor yazarlığı İlerleyen yıllarda şehrimizde yayımlanan Anadolu ve İstikbal gazetelerinde devam edecek, hatta bunlara Kanal 26 Televizyonunda Necmi Aktuna ile birlikte sunduğu ve uzun yıllar devam edecek spor programı da eklenecektir.


          Yazımı, daha önce şahsen tanıdığım bu değerli spor adamıyla yüz-yüze tanışma hikâyemle bitireyim;


         Yıl 2017; Ilık bir eylül akşamı… Antalya’ nın şirin beldesi Side’ deki SSK kampında bulunan biz Eskişehir’ liler için hareketli bir gün. Zira akşama Es-Es-Ümraniye maçı var ama maçı nerede ve nasıl seyredeceğimiz konusu henüz net değil!...Üstelik  aynı saatte süper ligde Beşiktaş’ın da maçı var ve ortada da tek bir televizyon!...Dostlarının ısrarını  kıramadığı için Bodrumdaki yazlığını bırakıp ( tıpkı benim gibi eş kontenjanı ile ) kampa gelen ve grupla birlikte tanıdığım Ersen ağabey ise gayet sakin: ”Merak etmeyin arkadaşlar!.. Ben kamp müdürü ile görüştüm. Bizim maç da Beşiktaş’ ın maçı da 15 şer dakika dönüşümlü olarak  açılacak..” 


         Akşam televizyonun başındaki tabloya gelince , -Bizlerin oluşturduğu 7-8 kişilik Es-Es taraftarı, Çeşitli İl ve İlçelerden kampa  gelen ve en az 15-20 kişiden oluşan Beşiktaş taraftarı ile bir o kadar  süper lig maçı izlemek isteyen sözde tarafsız  vatandaşlar... Son olarak da, eline geçirdiği televizyon kumandası ile  maçların yayım süresini ayarlayacak kişi…Tablo bu…Ama gelgelim öncelik verilen Beşiktaş maçı aldı başını gidiyor; 15-20-25 dakika!... derken bizim grubun ricası ile lütfen Es-Es –Ümraniye maçına ”İki dakikacık” dönüş!.. Sonrasında da Beşiktaş maçı ve ilk yarıların bitiş düdüğü ile birlikte bizim gruptan yükselen homurtulara karşı, diğerlerinin  “ kardeşim biz ikinci lig maçını seyretmek istemiyoruz “ şeklinde özetlenebilecek küçültücü cümleleri ve kelimenin tam anlamıyla dananın kuyruğunun koptuğu ve yıllarca hafızalardan silinmeyecek o müthiş sahne:


Masaya yumrunu vurup ayağa kalkan ve Beşiktaşlılara dönerek:  ”İkinci yarı  Es-Es ‘ in maçı açılacak. Yoksa bu gece burada kan çıkar” diye haykıran bir adam ve derin bir sessizlik…Evet (tahmin edeceğiniz gibi) O adamın adı ,o ana kadar hemen yanı başımda sessizce oturan Ersen Uzuntuna idi.. Sonrasında ne mi oldu?. Hiç canım! Beşiktaşlılar birer- ikişer kaçtı;  kalanlarla da hem Es-Es hem de Beşiktaş’ ın maçlarının ikinci yarılarını 15’er dakikalık dönüşümlerle ve kardeş- kardeş seyrettik…