25 Mart 2020 Çarşamba 1197 Okunma

HİÇ ACELE ETMEDEN…

 


Dün evdeydim.


Uzun zamandır balkona çıkmamışım.


Fark ettim.


Yerlerde biriken tozları yıkadım acele etmeden…


Güneş gözümü alınca kısık kısık etrafa bir göz gezdirdim.


Balkonun demirlerinden izledim hızla kornalarını çalarak geçen giden arabaları…


18 yaşlarında olan ancak tecrübeleri 40 yaşını bulmuşçasına el arabasını süren o çocuğa takıldı gözlerim…


Karşı balkondan seslenen komşunun sesiyle irkildim.


İsmini bilmediğim hatta belki de ilk kez gördüğüm o kadının sesi bana yönelmişti: “Kolay gelsin!”


Gülümseyerek başımı salladım ve yanıt verdim: ‘Sana da!”


Balkondan içeri usulca girerken kendi sesimle konuştuğumu fark ettim.


İç sesimi duydum, benimle olmasına rağmen ilk kez kendi sesime kulak kestim.


Hiç acele etmeden evimin her bir köşesiyle ilgilendim.


Temizledim.


Aklıma uzun süredir görüşmediğim bir dostum geldi.


Hiç acele etmeden aradım, sesini duydum, halini hatırını sordum.


Kahkahalarla gülüştük.


Hiç acele etmeden…


Kızımla oynadım.


Dinginliğin verdiği enerjiyle uzun uzun sohbet ettik, dans ettik, koşuşturduk daracık alanda bir o yana bir bu yana…


Hiç acele etmeden çayımı yudumladım, yemeğini yedirdim.


Her işi bir güne sığdırmaya çalışmadan, yavaş yavaş her şeye yetiştim.


Huzurla, hiç acele etmeden…


Vakit çoktu çünkü…


Aslında…


Bu hep böyleydi.


Başımıza gelince anladık.


Biz insanlar kendi aceleliğimizde, kendi hengamemizi yarattık.


Şimdi ise baş başa kalınca kendimizle neye uğradığımızı şaşırdık.


Afalladık.


Şimdi bize düşen…


Yavaş yavaş, telaşsız yeni bir dünya yaratmak…


En baştan sıfırdan başlamak…


Evren bizimle konuşuyor.


Evren bize mesaj veriyor.


Evren her birimize teker teker: ‘Yeter artık, kendine gel!’ diyor.


O sesi duyalım, mesajları görelim.


Hiç acele etmeden…


Daha yaşanacak çok zaman var çünkü…