17 Şubat 2021 Çarşamba 937 Okunma

KENDİNE BİR “FIKRA” ANLATSANA…


Bugün ne anlatayım bilemedim.


Dışarıdan bakıldığında “içi boş” gibi duran ama “boşluklardan” bile anlam çıkarmasını bilene “dolu” bir yazı yazmak geldi içimden…


 Bazen insanın ihtiyacı oluyor çünkü absürt şeylerden konuşmaya…


 Sürekli bahsedilen ülke meseleleri yoruyor.


Ekonomik gelişmeler, siyaset, doğa sorunları bunaltıyor.


Biraz “mola” dedirtiyor.                 


İnsanoğlu kendine sık sık “mola” verse toplum daha da güzelleşir aslında…


Moladan da ziyade insanın biraz da kendisiyle yüzleşebilmesi iyi gelir.


Bilinmiyor.


Şimdi ben burada garip bir fıkra anlatsam ve çok komik olduğundan falan bahsetsem, gelen tepkiler büyük ihtimal “Ne diyor bu kız?” olur.


Şaşmaz.


“Git fıkranı evde anlat kardeşim, bize ne, bizi geçim derdi sarmış, bunun tek derdi fıkra” diye sıralanır yorumlar…


Halbuki bir fıkra karşındaki insan gülsün ya da eğlensin diye anlatılmaz bazı zamanlarda…


Bazı zamanlar insan kendisine “fıkra” anlatmayı öğrenebilmeli…


Güldürebilmeli “kendi kendisini…”


Ağlatmayı becerir de iş güldürmeye gelince çekinir biraz…


Bunun nedeni de toplum baskısıdır aslında…


Kendi kendine sokak ortasında gülerek giden bir insana deli damgası yapıştıran bir toplum için normaldir aslında bu durum…


Ağlayan biri görüldüğünde “empati” yapılarak durum normal karşılanır ama “gülen” için ön yargılar devreye girer.


Etiketler yapıştırılır saymakla bitmeyen…


Ama yine de mücadele verilmeli diye düşünüyorum.


Bütün toplumsal olayların, intiharların vb. durumların bile insanın kendi kendisini mutlu edememesinden kaynaklandığını düşünüyorum.


Kendi kendisine yetememesine bağlıyorum.


Mutluluğun bile dış etkenlere bağlı olmasına üzülüyorum.


Birilerinin bizi mutlu etmesini beklediğimiz sürece kendi iç benliğimizi kaybediyoruz, kimse farkında değil…


Tükeniyoruz.


Tüketiyoruz “iç huzurumuzu…”


Halbuki “mutluluk” dışarından alınan bir şey değildir.


Ya da “mutluluk” dışarıya verilen bir şey de değildir.


Bir lütuf değildir.


Bunu fark edemiyoruz.


Bir çocuk düşünün.


Bazen onun keyfi yerine gelsin diye absürt şeyler anlatırız.


Anlamsızca yüzümüze bakar ve net bir şekilde “Hiç komik değil” der.


Doğrudur.


“Onun” için komik değildir.


Ama bir an olur ki…


Aynı çocuk durup dururken en anlamsız şeye bile kahkahalarla saatlerce güler.


Neden biliyor musunuz?


Çünkü kendi kendisini mutlu etmesini bilir.


Kendisini güldürebilmesini…


Yaşama sevincini dış etkenlere bağlamaz, sevinci kendi içinde arar.


Bağımlı değildir birilerine, birilerinin kendisini güldürebilmesine…


Ne tuhaf…


Mutluluğu  bile birilerine “bağımlı” kıldık aslında…


Bu özgürlüğe vurulan en büyük darbe değil midir?


Gelin özgürleşelim.


Saf sevgiyi, saf mutluluğu “içimizde” arayalım.


Özgürlüğü, devrimi ilk yüreğimizde ilan edelim.


Kendimizden başlayalım değişime…


Bir önerim var aslında…


Hemen şimdi “kendin” için bir fıkra anlatsana…


Ve saatlerce gülsene…


Nasıl iyi gelecek, göreceksin.