26 Ocak 2021 Salı 439 Okunma

NE GİDEBİLMEK NE KALABİLMEK

“Gitmekle gidilmiyor ki. Gitmekle gitmiş olamazsın; gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır.” Demiş Cemal Süreya.


Sahiden de öyle değil midir? Dönüp gitsen de ruhun hala orada kalıyormuş gibi. Tam anlamıyla gidemiyorsunuz işte bazen..


Ayrılıklar hep çok zor gelmiştir bana. Yani aslında ayrılıkları hiç sevmem. Gidende olsam kalan da; hüzün verir bana. Ardında birini bırakmak ya da birinin ardında kalmak hep çok hüzünlü.  Kimi zaman gönüllüydü gidişlerim, kimi zamanda gönülsüz terkedilişlerim. Kimi zaman bir aşkı bıraktım, kimi zaman bir dostu, bir anıyı, bir hatırayı.. Kimi zaman bir aşk tarafından bırakıldım, kimi zaman bir dost ve hatıralar..


Ama hep aynıydı işte hisler. Gitsen de kalsan da bu değişmiyor. Yüreğinin tam ortasında koca bir hüzün.


Bazı zamanlar zorunlu hissettirdi bu sevdalar. Sanki zamanı gelmiş, miadını doldurmuş gibi. Kangren olmuş bir yeri kesip atmak gibi. Bazı sevdalarda gitmek gerekli. Hatta gitmek iyi gelebiliyor bazen…


Ama bazı sevdalar vardır ki; gittim dersin, bitti dersin; hatta onu hiç arayıp sormazsın; ama yine de gidemezsin. İşte tam da Cemal Süreya’nın da dediği gibi, gitmekle gitmiş olamıyorsun. Gönlün kalıyor, aklın kalıyor, anıların kalıyor.


Kalıyor kalmasına da, bazı sevdalarda kalsan da olmuyor, gitsen de..
İşte böyle bir sevdaya düştüyseniz eğer en çok arada kalmaktan yorulursunuz. Ne gidebilmek ne de kalabilmek bütün savaşınız. Gönül ikisine de razı değilken, bunun ağırlığı altında ezilirsiniz.


Aklıma Sezen Aksu’nun bir şarkısında önce git sonra gitme dediği an geldi. O şarkıda ki çaresizlik.. Eh biraz karışığız kısacası. Kalp ile mantığın birbiriyle sürekli savaştığı bir yerdeyiz. Bu savaşı kalp mi kazanır yoksa mantık mı bilemeyiz ama şunu çok iyi biliyoruz ki, bazı sevdalar da ne tam anlamıyla gidebileceğiz, ne de kalabileceğiz.