AK PARTİ'Yİ ELEŞTİRMİYORUM, İÇİME ATIYORUM!

Abone Ol

Malumunuz Hasan Polatkan havaalanı sorunu haftalardır Eskişehir gündemini meşgul ediyor.
Eskişehir’de bulunan havaalanının Kütahya Zafer havaalanına bağlanacağının duyulmasının ardından büyük bir tepki geldi.
Vatandaştan tutun da STK’lara, siyasilere kadar herkes eleştirilerini arka arkaya sıraladı.
Hatta iktidar cephesinden de ufak tefek tepki çığlıkları koptu.
Ardından AK Partili yöneticiler “sorunu çözdük” yarışına girdi.
Sosyal medya hesaplarından yaptıkları duyurularda Eskişehir’e müjde tarzında duyuru yapılarak havaalanının kapatılmayacağını belirttiler.
Eeee alkışladık.
Tebriklerimizi ilettik.
Kendi yarattıkları sorunu hizmet yapmış gibi aktarmalarına rağmen “helal olsun” dedik.
Ama sonra öğrendik ki…
Eskişehir’e uçuşu olacak şirketler Kütahya’ya kaydırıldı.
Eskişehir’e uçmak isteyenlere ise fiyat zorlaması getirildi.
Yani Eskişehir Hasan Polatkan havaalanı resmen olmasa da fiilen kapatıldı.
Konuyla ilgili olarak AK Parti il Örgütü tarafından kısa aralıklarla basın açıklaması da yapıldı.
Hatta şaşırdık.
Ne oluyor yahu, aylardır sesi çıkmayan örgütün iki günde bir basını toplaması için ‘yeniden canlanıyor herhalde’ dedik.
Heyecanla takip ettik.
Ağızlarından çıkacak “müjdeyi” dört gözle bekledik.
AK Parti milletvekilleri Prof. Dr. Nabi Avcı, Emine Nur Günay ve İl Başkanı Zihni Çalışkan’ı “umutlu” gördük.
Kendinden emin izledik.
Sonrasında verdikleri müjdenin sonucunun olmadığını gördüğümüzde ise…
Hayal kırıklığı yaşamadık.
Örgütün eksiklikleri yine, yeni, yeniden gördük.
Ama bu eksiklikleri dile getirmeyeceğim.
Neden mi?
Eleştirdiğim zaman bana çok kızıyorlar.
İçime atıyorum hepsini.
Ve sessizce yoluma gidiyorum.

GAZETECİLİK ELEŞTİRMEKTİR

Konu eleştiriye gelmişken…
Araya sıkıştırmak istiyorum.
Biliyorsunuz ki gazeteciliğin “eleştirmek”  olduğunu unuttuğumuz günden beri büyük bir sıkıntı yaşıyor meslek…
Hatta yok olma seviyesine geldi.
Abartmıyorum.
 Yine gazeteci arkadaşlarımdan bazıları bana kızacak…
Özge yine “polemik” derdinde, yine laf sokuyor bize diyecekler.
Kendilerini de çok iyi bildikleri için bu bahsettiğim meslektaşlarım “taşı” üzerine alacak.
Hedefim buysa iki kelam edeyim izninizle…
Diyorum ya gazeteciliğin “eleştirmek” olduğunu unutan canım meslektaşlarım mesleğin şeklini değiştirdi.
Gazeteciliği köşe yazılarında, haberlerinde belirli kişileri abartılı övmek, kişilerin reklamcılığına soyunmak -ben buna halk diliyle malum şahısları gazlamak diyorum- olarak algıladıkları günden beri meslek çok yara aldı.
Onlar mesleği bu şekle sokunca bizim yaptığımız “yanlış” görünür oldu.
Sanki işi gücü bıraktık, haber kitleleriyle kavga ediyoruz.
Böyle algı yaratıyorlar.
Hatta haber kaynaklarına savaş açtık…
Hiç işim gücüm yok, bugün de bununla kavga edeyim de başım birkaç gün ağrısın diyorum.
Tamam heyecan severim de kardeş!
Küfür yemek de hoşumuza gitmiyor herhalde!
Onların pencereden durum böyle…
Adamlar haklı da ama!
Onlar toplumun yararını, vatandaşın çıkarını, mağdurun sesini düşünmüyor ki?
Düşündükleri -bak bu adamın ya da kadının geleceği parlak, bir yerde işimiz düşer, kötü olmayalım.-
Hesap bu…
Bu sebeplerden ötürü de gazeteciliği “övme sanatı” haline getirirlerse seni de köşe başında bir yandan tespih sallayan bir yandan da kavga olsak da gitsek türünden bekleyen ergen ilan ederler!
Sonra birde bu kişiler haber kaynağı yarıştırırlar.
Bak bunla da “arayı bozdu.”
Bende onlara diyorum ki…
Ve ısrarla hatırlatıyorum ki…
Gazetecilik toplumun yararına olan “olumsuzlukları” ortaya çıkarma mesleğidir.
Elbette ki olumsuzluklar ortaya çıkarıldığı zaman birileri rahatsız olacak.
Ve tepki verecektir.
Ama şunu unutmayın ki…
Bu meslek açısından olumludur.
Onlara çağrım da reklamcılık değil gazetecilik yapmalarıdır.