Altın Halka: İçsel Bir Uyanış

Abone Ol

Bazı kapılar açıldığında insan eski hâline dönemez.

İnsan her zaman yaşadığı hayatı yaşamaz.

Bazen sadece alıştığı hayatın içinde hareket eder.
Konuşur, güler, devam eder.
Ama bir yanı hep eksik kalır.
Adını koyamadığı bir şey…
İçeride sessizce bekler.

En zor olan da budur zaten:
İnsanın kendinden uzaklaştığını fark etmemesi.

Yazmak, bazen anlatmaktan çok anlamaya çalışmaktır.
Görülmeyeni görünür kılmak,
söylenmeyeni duyulur hâle getirmek…

Yıllar boyunca biriken hikâyeler vardır.
Tek bir hayata ait olmayan,
ama birçok insanda karşılığı olan hikâyeler…

Altın Halka
böyle bir yerden doğdu.

Bu roman, tek bir kişinin hikâyesi değil.
Bir kadının üzerinden anlatılsa da,
birçok hayatın içinden geçen ortak bir yolculuk.

Güçlü görünmek zorunda kalanlar,
sessizce taşıyanlar,
kalabalıkların içinde kendi sesini kaybedenler…

Bir kadın…
Bir anne…
Bir kız çocuğu…

Ama aslında tek bir yüz yok bu hikâyede.
Çünkü bazı duygular, kişisel olmaktan çok evrenseldir.

Çocukluğun sessizliği.
Gençliğin kırılganlığı.
Ve insanın kendine yaptığı o küçük, görünmez ertelemeler…

Bazen insan düşmez.
Sadece kendinden uzaklaşır.

Sonra bir an gelir.
Hayat yavaşlar.

Ve insan ilk kez sorar:
“Ben ne zaman kendimden uzaklaştım?”

Bu kitap o sorunun cevabı değil.
Ama o soruyla temas eden bir metin.

Bu yazı bir tanıtım değil.
Bir davet de değil.

Sadece bir hatırlatma:

Bazı hikâyeler okunmaz.
İnsan, içinden geçer.

2 Mayıs Cumartesi, saat 13.30’da
Taşbaşı Kültür Merkezi Kırmızı Salon’da
bu metinle bir araya geleceğiz.