Anlaşılan ‘’bıçak kemiğe dayanmış’’ durumda

Abone Ol

TÜİK, 2026 yılının ilk çeyreğindeki büyüme verileni açıkladı.

Verilere bakılırsa ‘’Türkiye ekonomisi yüzde 2,5 oranında büyüme’’ göstermiş.

Ülkenin ve toplumun içinde bulunduğu durum ortada…

O gerçekleşti denilen ‘’büyüme’’ ne menem bir şeyse topluma hiç yansımıyor.

Toplumun ezici çoğunluğunun sofrasındaki ekmek ha bire küçülüyor.

Ülke ekonomisi büyüyor ama insanların sofrasındaki ekmek küçülüyor.

Nasıl oluyorsa artık.

Ülke ekonomisi büyürken küçülen yalnızca sofralardaki ekmek değil…

Açıklanan verilere göre küçülen bir şey daha var.

O da sanayi sektörü…

Sanayide yüzde 0,8 oranında bir daralma söz konusu…

İmalat sanayisindeki küçülme daha da büyük… Yüzde 1,4…

Sanayideki daralma karşısında endişelenmemek elde değil…

Peki bu sürpriz mi?

EOSB Başkanı Nadir Küpeli’ye göre sürpriz değil…

"Açıkça ifade etmeliyim ki; sanayideki bu küçülmenin ayak sesleri aylar öncesinden gelmeye başlamıştı. Bizler Organize Sanayi Bölgelerinde, fabrikaların kalbinde yer alan yöneticiler olarak, çarkların yavaşladığını, siparişlerdeki düşüşü ve yatırım iştahındaki derin kaybı aylar öncesinden yetkililere duyurmaya çalışıyorduk. Sanayicilerimizden gelen geri bildirimler, üretimdeki ivme kaybının sert olacağına işaret ediyordu. Dün TÜİK istatistiklerine yansıyan bu eksi büyüme tablosu, sanayicinin aylardır sahada tek başına göğüs germeye çalıştığı darboğazın resmi bir tescilidir."

‘’Fabrikaların kalbinde’’ bulunan bir yönetici olarak Nadir Küpeli böyle diyor.

İyi de ‘’geliyorum’’ diye küçülmenin nedenleri nedir?

EOSB Başkanı Nadir Küpeli bu sorunun yanıtını veriyor.

"Bugün üretim cephesinde yaşanan daralmanın bir numaralı sebebi sanayicinin finansmana erişimde yaşadığı devasa sıkıntıdır. Kredi muslukları kelimenin tam anlamıyla neredeyse tamamen kapanmış durumdadır. Uygulanan sıkı para politikası kapsamında faizlerin geldiği nokta, bırakın yeni yatırımları hayata geçirmeyi, sanayicinin günlük işletme sermayesini dahi çeviremez hale gelmesine yol açmıştır. Krediye ulaşabilen şanslı kesim için ise maliyetler altından kalkılamayacak kadar yüksektir."

Ortaya konulan nedenlerden en etkili olanı kuşkusuz finansman…

Bir başka anlatımla ‘’sanayici çarkı döndürecek parayı bulamıyor, öz sermayesi de sürekli eriyor’’ dense olur.

ESO Başkanı Celalettin Kesikbaş’ın değerlendirmeleri de farklı değil…

O da ‘’finansmana erişim’’ diyor da başka bir şey demiyor.

Her iki başkanın çizdiği tablo aynı…

Pek iç açısı değil…

Gelecek için de endişe verici…

Bu tablonun değiştirilmesi gerekiyor.

Aksi takdirde büyük yıkımlar olur.

Tabloyu değiştirmek için yapılması gerekenler belli…

EOSB Başkanı Nadir Küpeli sıralıyor.

"Bizler, ülkemizin makroekonomik istikrarı ve enflasyonla mücadelesi için atılan adımların ne denli hayati olduğunun farkındayız ve bu süreci destekliyoruz. Ancak, enflasyonla mücadele edilirken ekonominin ana direği olan üretim kapasitesi yıkıma uğratılmamalıdır. Üretim ekonomisi zayıflayan, sadece tüketerek ve hizmet sektörleriyle büyüyen bir yapının kalıcı refah getirmesi imkansızdır. Sanayideki bu daralma, önlem alınmazsa yarın karşımıza istihdam kayıpları ve kapanan fabrikalar olarak çıkacaktır.

Türkiye’nin geleceği, ihracat pazarlarında ayakta kalabilen, teknoloji üreten ve katma değer yaratan güçlü bir sanayiden geçmektedir. İvedilikle reel sektörün sesine kulak verilmeli, üretim ve yatırım yapacak sanayicimiz için kredi kanalları kontrollü bir şekilde yeniden açılmalı ve sanayiyi destekleyen yapısal reformlar hayata geçirilmelidir. Enflasyonla mücadele sadece para politikasında sıkılaşma ile olamaz, enflasyonla en etkili mücadele yöntemi sanayide, her ürünü daha fazla üretmekten ve ihracattan geçer. Sanayici ham madde alamaz, Elektrik, Gazvs. gibi ödemleri yapamaz ise üretim düşer, üretim düşünce enflasyon maalesef düşmüyor. Bankaların kredi kısıtlamasından ve büyümesinden üretim amaçlı taleplerin hariç tutulması gerekir. Ancak uygulanan bu ekonomik model sanayimizin rekabet gücünü, ciddi ölçüde kaybettiriyor. Üretim gücümüz hızla eriyor ve o yüzden enflasyonla mücadelede istenen sonuçlara bir türlü ulaşılamıyor.’’

Nadir Küpeli’nin değerlendirmeleri böyle…

Kendisini daha önce de yaptığı değerlendirmeler var.

Hiç birisi bu kadar karamsarlık içermiyor.

Acı gerçekler bilinse de şu veya bu nedenle açıkça söylenmedi.

İlk kez böyle bir değerlendirme var.

Bundan da anlaşılıyor ki, artık sanayide ‘’bıçak kemiğe çoktan dayanmış’’ durumda…