Yaz aylarında Sümerpark civarında özellikle aşırı derecede araba yoğunluğu oluyor…
Yer gök araba…
Kaldırımlar, yeşil alanlar, inşaatlar…
Her yere araba park ediliyor.
Arabasız Pazar’a inat, arabalı Pazar rekor kırılıyor. Daha önce de yazmıştım ama hatırlatmakta fayda var…
-Kanlıkavak, Sümerpark ve Porsuk çayı boyunca bölgede yaya yolları ve bisiklet yolları geniş ve rahat! Ancak, insanlarımız yeşil alanın dibine kadar araçlarıyla gelmek istiyor. Arabasız günler ana arterler yerine bu gibi bölgelerde yoğunlaştırılmasında fayda var. Toplu ulaşım araçları en azından bu bölgelerde hafta sonu için çoğaltılabilir. İnsanlarımız toplu ulaşıma, bisiklete teşvik edilebilir. Bu şekilde projenin amacına daha iyi hizmet edilir diye düşünüyorum…
CEMAATE ADANMIŞ 40 YILLIK HÜSRAN!
Süleymancılık, cemaate adanmış 40 yıllık hüsran!
Kitabın başlığından da anlaşılacağı gibi Işın, Süleymancılar ile birlikte 40 yıl geçirmiş ve sonunda hüsrana uğramış…
1964 yılında Mihalıççık ilçesinin Narlı köyünde dünyaya geldi. İlkokulu köy okulunda tamamladıktan sonra Mihalıççık’ta bulunan Süleymancıların Kur’un kursunda, yatılı olarak dini eğitim almaya başladı.
1977 yılında Almanya’ya gitti. Alman okulunda liseyi bitirdi ve peyzaj eğitimi aldı.12 yıl çeşitli firmalarda çalıştıktan sonra 1991 yılında kendi firmasını kurdu.
İlçedeki Kur’an kursunda başlayan cemaat ilişkisi Almanya’da da devem etti. Emaatte üst düzey görevlerde bulundu. Cemaate hizmet etmek için iki bina satın aldı 5 yıl cami hocalığı yaptı 20 yıl boyunca çocuklara dini eğitim verdi.
Çocuklarının isimleri Süleyman, Hilmi, Tunahan ve Hafıza koydu.
Peki cemaatten nasıl ve neden koptu?
Kitabın son bölümünde şu cümlelere yer veriliyor:
Yaşı ilerledikçe eşiyle birlikte birçok çelişki görmeye başladılar. Görevlendirildiği bir fabrikada domuz etinden sucuk yapıp Müslümanlara satmaları ve bunu silsile ile üstteki hocalara iletmesi durumunda tamamının bundan haberdar olup kendisine susmasını tehditle telkin etmeleri, daha sonra cemaat yasağı konması ile bu teşkilatın gayri müslim bir yapıca idare edildiğine dair şüpheler oluştu. Para düşkünlüğü, liyakatsız hoca atamaları gibi nedenlerle cemaati sorguladılar ve eşiyle birlikte zihninde büyük bir dönüşüm oluşturdu…
Işın’ın kitabını şunun için yazıyorum. Son dönemde tarikatlar cemaatler yine gündemimizde. İşte Zekayi Işın samimi bir Müslüman olarak, bu tarikata yıllarını vermiş. Hayal kırıklığı ve hüsrana uğramış.
Zekayi Işın’ın kitabından bazı bölümleri aktarıyorum ki olay daha iyi anlaşılsın.
-Bu dini yapılarda rıza yoktur. Sizi köle gibi kullanırlar. Son nefesinize kadar birileri size bol bol emirler yağdırır. ‘Bunlar çok şey biliyordur' deyip her sözlerini emir bilip uygulamaya çalışırsınız. Şu sözleri kulağımda çınlıyor: ‘Sizin başınıza çöp dahi koysak ona itaat edeceksiniz…'
-Paranı, aileni, çocuğunu, iş hayatını, yaşama biçimini, tatil planlarını her şeyini bağlı olduğun hocaya danışmak zorundasın…
-Müslüman olarak bu olayları yaşadım, gördüm. Keşke böyle olmasaydı diyorum. Maalesef bunları yaşadım ve bu kitabı yazmak zorunda kaldım. Birçok insan gibi umursamayıp, tembelliğe kaçarak, ‘Allah'tan bulsunlar' diyebilirdim. Vicdanen birilerinin bunları bilme hakkının olduğunu düşündüm…
*Yukarıdaki yazıyı tam 4 yıl önce yazmıştım. Günümüzde yapılan operaüsyona birde buradan bakın…
ALLAH BİZİ DEMOKRASİDEN KORUSUN!
Bu sözün sahibi Burkina Faso Devlet Başkanı İbrahim Traore!
Niçin böyle söylediğini şu cümlelerle anlatıyor:
-Libya’ya bakın hemen yanımızda bir örnek. Barış içinde yaşıyorlardı, değil mi? Evet, barış içindeydiler. Su ücretsizdi. Birçok şey ücretsizdi. İnsanlar evlendiğinde zaten sosyal haklara sahip oluyordu.
-Ama bugün Libyalılar her yerde su arıyor… Oradaki sefalete bakın. Yüz binlerce çocuk hayatını kaybetti.
-İşte ‘demokrasi’ bu. Dünyanın neresine ‘demokrasi’ getirmek isterlerse, sonuç felaket oluyor. Allah bizi bu ‘demokrasi’den korusun!
BANA PROFESÖR DEMEYİN!
Ahmet Rasim Küçükusta…
Türkiye’nin yetiştirdiği önemli tıp bilim insanlarından birisi…
Bir rahatsızlığını anlatıyor:
-Tam 40 sene önce akademik unvan sahibi oldum. O zamanlar bu unvanlar (doçent, profesör) çok kıymetli idi. Bugün öyle değil. Çok samimi söylüyorum, bana profesör denmesi bile beni rahatsız ediyor. Burada(sosyal medya) profilimde de hiçbir unvan kullanmıyorum.
Kendimi, heccav* olarak tanıtmak bana yetiyor da artıyor.
* Heccav, şiddetli şekilde hicveden, yeren, taşlayan veya eleştiren kimse, yani yergici demektir. Arapça kökenli bu sözcük, edebiyatta eleştirel ve alaycı mizahıyla öne çıkan şairler için kullanılır.
EN PAHALI RESİM!
Osman Hamdi Bey…
Türklerin en ünlü ressamlarından biri…
Birçoğumuz onu “Kaplumbağa terbiyecisi” resmiyle tanıyoruz. Bu resim 5 milyon TL’ye alıcı bulmuştu…
Osman Hamdi Bey’in satılan son tablosu Kur’an Okuyan Kız’dı…
1880 yılında yapılmıştı…
6.3 milyon sterline, alıcı buldu. Bir Türk ressama ait en pahalı resim ünvanını kazandı…
Müthiş bir rakam!
Resimde kimsenin dikkat etmediği bir ayrıntı var! Resimde “Kuran okuyan kız”ın başörtüsü! Türban değil! Saçının bir kısmı gözüküyor! Osmanlı döneminde başörtüsünün şekli, günümüzdeki türbandan çok farklıymış!
BİZ BÖYLE KONUŞTURDUK!
YENİ Parti il başkanı Talat Yalaz: Başkanım bu eski altı oklu rozetleri ne yapacağız çöpe mi atalım?
Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt: Aman ha sakın atma! Şu siyaseti öğretemedik gitti! Rozeti atınca eski olaylar bitmiyor! Sakla bir yerlerde gerekirse önce biz takarız!
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ!
1960'lı yıllarda Porsuk çayında sandal sefası yapan Eskişehirliler…
SAYFANIN SÖZÜ!
-Muhteşem zaferlerim olmayabilir, ama hayatta kaldığım yenilgilerimle seni hayrete düşürebilirim. Anton Çehov