Belediye Meclis toplantılarında çekilen iki fotoğraf dikkatimi çekti.
Belediyelerde her yıl komisyon, divan ve encümen üyelerinin seçilmesi için oylama yapılır…
Oylama için bir sandık konulur ve bu sandığa meclis üyeleri oylarını atarak, komisyonda yer alacak isimleri belirler…
Aslında komisyon üyeleri daha önce grup toplantılarında belirlenmiştir. Sandık ve seçim formalitedir…
Seçimlerde başkanların oy kullandığı fotoğrafta Kazım Kurt ve Ahmet Ataç arasında ciddi bir fark var…
Ahmet Ataç, koltuktan kalkıp sandığa gidiyor ve oyunu atıyor…
Seçim formalite olduğu için Kurt koltuktan kalkmıyor ve sandık Kurt’u geliyor.
Yazımın başlığını bu nedenle “Ataç demokrasiye giderken, Kurt’a demokrasi geliyor” belirledim…
Farklı da olabilirdi…
Klasik olacak ama iki fotoğraf arasındaki 7 fark en bilineni…
Ya da farklı bir metafor yapayım…
-Ataç’a demokrasi gelir mi? Kurt demokrasiye gider mi?
Kurt’un gülüşü ve duruşu “peşin oy atan demokrat” gibi olurken Ataç’ın ayağa kalkıp, eğilerek oy atmasına “veresiye oy atan demokrat” neden demeyelim ki..
Fotoğraflar tek başına bir anlam ifade etmiyor. Ama ikisi yan yana olduğunda çok derin analizler yapılabilir…
Ya da “tesadüf” deyip geçebiliriz!
Meclis toplantılarının ardından divanda, komisyonda ve encümende görev yapan bazı isimler tekrar görev alamadı! Seçenlerin mazereti vardı…
Yazımızın özeti…
-Oy atanlar hiçbir şeye karar vermez. Oyları sayanlar her şeye karar verir!
Yaşlılar borçlanıyor
2002 yılında 56 yaş ve üzeri borçlu sayısı 45 bin 159 kişiydi. 2025 yılının ilk 9 ayında ise 56 yaş ve üzeri borçlu sayısı 2 milyon 555 bin 351’e ulaştı. Veriler, CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’e ait.
Gürer, 2025 yılının ilk 9 ayında yaşlıların toplam 223 milyar 61 milyon TL kredi kullandığını, bunun günlük ortalama 826 milyon TL borçlanmaya karşılık geldiğini ifade etti!
Peki yaşlılar neden sürekli borçlanıyor…
Çünkü, kotası dolan vatandaş çareyi anne ve babasının kredisini kullanmakta buluyor…
Günün sözü
İnsanlara gerçeği söylemek istiyorsanız, onları güldürerek söyleyin, yoksa sizi öldürürler. Oscar Wilde