Geçtiğimiz günlerde AK Parti il Başkanı Zihni Çalışkan, AK Parti Eskişehir Milletvekilleri Nabi Avcı ve Emine Nur Günay, Millet Bahçesi içerisinde bulunan Millet Kıraathanesinde bir basın toplantısı düzenledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Eskişehir ziyaretinin ardından yapılan bir değerlendirme toplantısı olarak nitelendirildi amacı…
Ardından gazeteciler sorularını da yöneltti…
Bu toplantının ardından bir süre bunu köşe yazımda değerlendirip değerlendirmeyeceğim konusunda tereddüt ettim.
Neden mi?
Çünkü gazetecilerin bu toplantının ardından gerçekleştirdiği eleştirilerin birçoğunu ben 17 Mart 2021 tarihinde yayınlanan “AK Parti’yi Eskişehir’de nasıl görüyorum” isimli yazımda dile getirmiştim.
Yazıyı baştan sona okursanız çok sert eleştirilerin olmadığını hatta tatlı dille ve benzetmelerle il örgütünde ortaya çıkan görüntüleri aktardığımı da anlayacaksınızdır muhakkak…
Bu yazım çok hoş karşılanmamıştı elbet o zaman…
Birileri bu kıza “yazdırıyor” diyen de tutun da bu kız “taraflı” gazetecilik yapıyor şeklinde eleştiri okları benim üzerime gelmişti.
Olsun.
Bunlar da olacaktır elbet ancak bu toplantının ardından gördüğüm manzara ve köşe yazarlarının toplantıya dair yorumları aslında benim “haklılığımı da” ortaya çıkarmış oldu.
Öte yandan Nabi Hoca’nın ve Emine Hanım’ın basın toplantısına gelecek olursam…
Toplantının en başından sonuna kadar hakim olan gergin enerjiyi herkesin hissettiğini düşünüyorum.
Nabi Hoca’nın naif ve hoş görülü tavırları gerginliği azaltsa da yok sayamadı.
Aslında hissedilen gerginlik bir gazeteci arkadaşımızın sorusuyla görünür oldu.
Gazeteci arkadaşımız Ömer Faruk Mengi bir soru yöneltti Nabi Bey’e ve dedi ki: “Harun Bey toplantıya neden katılmadı?”
Bu sorunun ardından Nabi Bey de yine naif tavrıyla yanıt verdi:
“Harun Bey neden yok mu dediniz? Bunu Harun Bey’e sorun, neden gelmemiş? İsmail Sönmez’in cenazesindeydik biz. Oradan geldik.”
Konunun dağılmasını isteyen İl Başkanı Zihni Bey araya girerek, sorunun yanıtlanmasına müdahale etmiş ve baş sağlığı dileklerinde bulunmuştu.
Ardından Harun Karacan’ın toplantıya davet edilmediği de ortaya çıktı.
Bu noktada kilit noktanın Zihni Bey olduğunu ve İl Başkanı görevinde bulunan Zihni Çalışkan’ın neden devreye girmeyerek, Harun Karacan’ı toplantıya çağırmadığı ya da toplantıya katılması konusunda neden bir girişimde ve uzlaşmacı tavırda bulunmadığı konusunun tartışılması gerektiğini de düşünüyorum.
Çünkü Eskişehir’de örgütün başında olan kişi örgüt içerisindeki birlik ve beraberliği sağlayacaksa, bu çağrı Zihni Bey tarafından yapılmalıydı ki davet edildiği takdirde toplantıya iştirak etmiyorsa da bu o zaman farklı boyutlarda tartışılmalıydı öyle değil mi?
Aynı şey şu an da CHP’de de konuşulabilir.
Benzer eleştiriler yöneltilebilir.
Zaten aynı gazeteci arkadaşımız Ömer benzer bir soruyu daha yöneltti Nabi Bey’e, “Karşılıklı takdir etmeyi ve edilmeyi bilmiyoruz dediniz. Tepebaşı Belediyesi vefat eden sağlık çalışanlarıyla alakalı bir anıt yaptırdı, siz takdir ediyor musunuz ve gidip ziyaret edecek misiniz?” sorusunu yöneltti.
Nabi Hoca da, “O anıtın açılışında aynı partiden Kazım Bey var mıydı” cevabını verdi.
Aslında “kilit” nokta tam da burada başlıyor…
“Siz ve biz”şeklindeki bakış açısı bağları koparıyor.
Biz öyleyiz ama onlar da öyle algısı çözüm sunmuyor.
Ayrıştırıcı siyaset bütün yolları tıkıyor.
ESKİŞEHİR İÇİN ATATÜRK STADIDIR
Aynı toplantıda Millet Bahçesi’ne Recep Tayyip Erdoğan ismi verileceği söylendi.
Yeniliği kalmayan stadyuma ise “Yeni Atatürk stadı” adının verileceğini açıkladı.
Ve dikkatimizi çeken noktada “yeni” sözcüğü…
Burada yeni ve eski yoktur.
O stadyum Eskişehir için “Atatürk stadıdır.”
Aslında yukarıda bahsettiğim “ayrıştırıcı” siyaset burada da göze çarpıyor.
Orası yeni Atatürk stadı olursa buraya da Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi adını veririz bakış açısı çok şeyin önünü tıkıyor.
Elbette Cumhurbaşkanının adı bir parka verilerek onure edilebilir.
Ama zamanlama bazı detayları da maalesef ki ortaya koyuyor.