Bilmece, Bulmaca, Muamma

Abone Ol

Çevremizde canlı ve cansız çok sayıda nesne var. Bunlara bir de kendi zihnimizde yarattığımız soyutlukları ekleyebilirsiniz. Öylece kendi fiziksel hallerinde –ya da bizim zihnimizde üretildikleri biçimleriyle– var oluşlarını sürdürüyorlar. Hâlbuki bizim onlar hakkında düşünce, duygu ve izlenimlerimiz var. Seviyoruz, ilgilenmiyoruz, kızıyoruz ya da nefret ediyoruz. Bilinçli veya farkında olmadan onlara çeşitlenen anlamlar yüklüyoruz. Çevremize düşünsel veya duygusal anlamda yaptığımız yüklemeler yaşamımızın renk düzenini belirliyor. Siyah ve beyazdan çoklu bir renk ölçeğine kadar kurgularımız değişiyor. Geçmişin anılarını taşıyan bir fotoğrafa baktığımızda da sanki kendi dünyamızın ışığının ve renklerinin elverdiği kadarını, anlamlandırma gücümüzü görüyoruz.

Bir fotoğrafın, içinde seçilebilir insanlar olan bir fotoğrafın –en önemlisi insan yüzlerinin– neler anlatabildiğini yıllar önce uzaklarda bir kentte bir sokak fotoğrafçısından öğrenmiştim. Gene bir başka sokak fotoğrafçısından satın aldığım Zeiss marka antika sınıfından bir makine ile çılgın bir çekişin yol vermesiyle insan fotoğrafları çekmeye başlamıştım.

Ne zaman o eski fotoğrafları karıştırsam yaşanmış ve mazide kalmış anlar canlanırbeynimin kıvrımları arasında. Kimi gülen, bazısı gülümsemeye çalışan, sıklıkla dalgın o gözlere takılırım. Kameraya bakan gözlerin arkasındaki dünyayı hayal etmeye çalışırım. Bazen de o gözlerle birlikte bir akıl gezintisine çıkarım sanki bir başkası olabilmek mümkünmüş gibi.

Fotoğraftan uzak kaldığım hayli zaman oldu. O eski Zeiss makinamdan sonra teknolojisi yüksek başkalarını da edindim ara yerde. Son yıllarda sevgili antika makinamla ve daha yeni olan diğerleriyle arama bir soğukluk girdi. Hatta işimle ilgilendirerek satın aldığım bir kamera orijinal kutusunda kendisine ilgi göstermemi bekliyor. Ama gene de geçmişte vizörden görmeye meraklandığım insanları izlemeyedevam ediyorum. Bakışları, davranışları gözlemek ve anlamlandırmaktan tat alıyorum. Zaten yaşamı anlamlı kılan da bizim ona bakışımız değil mi? Farklı bakışlar farklı renkler gibi anlam zenginleşmesi yaratıyor. Onları görüp yorumladığımızda –o fotoğraftaki kişi olamıyoruz ama bu vesileyle– biz de zenginleşiyoruz.

İnsanları izlemek güzel ama öncelikle bunun bir büyük gözaltına dönmemesi gerekli. Yaşama, çevremize, insanlara ilişkin gözlemler yaparken zor olsa da, tarafsız, imi timi bellisiz, rahatsızlık vermeyen bir referans noktası olabilmeyi başarmalıyız. Gözlemi yaparken gerekçeniz ne olursa olsun; yanlış, sığ, kaba veya saygısız olarak anlaşılma riskini taşıdığınızı unutmamalısınız. Gözlemci olan, akıl ve ruh gözünüz olmalıdır. Sevecen ve içten…

Genelde gözlem ve izlenimlerimi kendime saklarım. Bilgiyi paylaşma yanlısı olmama karşın özel olanın, bu seçkin özelliğinin korunması gerektiğini düşünürüm. Özel olanı genel ortamlarda paylaşmak, onun değerini yok etmek gibi gelir çoğu zaman. Özel olan, özel kalmalıdır. İyi günde, kötü günde… Ama bazen yazdıklarımın satır aralarına kendimce özel bir “lügaz veya muamma” koymak da hoşuma gitmiyor değil. Hatırlayamayanlar için; “lügaz ve muamma”, genelde şiir türünde bir metnin içinde yer alan, cevabı bir isim olan gizli bilmecelerdir.

Bazen bilmeceyi kendimize yazmak eğlencelidir. Meydan okuyucudur da… Şimdi ve daha sonraki zamanlarda okunduğunda; böyle bir bilmeceye verdiğimiz cevaplar yaşama, çevremize ve kendimize bakışımızdaki değişimleri ya da rutini göstermesi açısından ders vericidir.

Yaşamın tamamını da bir bilmeceler manzumesi olarak düşünebiliriz. Çevremize kendimizle ilgili ipuçları veriyoruz biteviye. Bu ipuçlarını kullanarak bilmeceyi doğru çözenler de oluyor yanlış sonuca varanlar da. Bu sanal bilmeceyi çözmeye aday insan, sonuçta doğru ismi telaffuz etmiyorsa bu durum, onun ipuçlarını yanlış değerlendirmesi kadar bizim verdiğimiz ipuçlarının da hatalı olmasından kaynaklanabilir.

Kazancın kaynağı risktir. Risk almadan elde etmek mümkün değil. Ama önce kişinin, bilmeceyi çözecek cesareti ve güveni kendinde bulması gerekir. Ne korkunun ecele faydası var; ne de ‘bilmeceyi çözemedin’ diye dünyanın sonu gelecek…