8 Mart denince akla görünür mücadele gelir.
Oysa en derin dayanışma çoğu zaman görünmeyendir.
Bir annenin kızına bakışında,
bir dostun omzuna bırakılan yükte,
“ben de yaşadım” diyen kısık bir cümlede saklıdır.
Kadın olmak yalnızca mücadele etmek değildir.
Kadın olmak, görünmeyen yükleri taşımayı öğrenmek;
ama bir gün o yükün adını koyabilmektir.
Uzun yıllar boyunca “güçlü kadın” anlatısı bize ayakta kalmayı öğretti.
Ama çoğu zaman yorulduğunu kabul etmeyi öğretmedi.
Oysa güç, hiç düşmemek değildir.
Güç, düştüğünde yerle temasını inkâr etmemektir.
Ve bir başka kadının gözlerinde kendini yeniden bulabilmektir.
Kadınlar birbirini her zaman yüksek sesle savunmaz.
Bazen yalnızca yan yana durur.
Bazen hiçbir şey sormadan bekler.
Bazen bir cümle kurar:
“Geçecek.”
İşte o cümle, görünmeyen bir dayanışmadır.
Kuşaklar arasında taşınan şey yalnızca genetik değildir.
Sessiz kalma biçimleri, sabretme alışkanlıkları, güçlü görünme zorunluluğu da aktarılır.
Anne, kızına yalnızca hayatı değil, dayanma biçimini de verir.
Ama her halka kırılmak zorunda değildir.
Bazı halkalar bilinçle tamamlanır.
Son zamanlarda üzerine düşündüğüm bir mesele var:
Kadının kendi iç halkasını fark etmesi…
Nerede kırıldığını, nerede sustuğunu, nerede güç sandığını.
Belki de bu yüzden kaleme aldığım Altın Halka – İçsel Bir Uyanış tam da bu sorunun etrafında dolaşıyor.
Bir kadının kendine doğru attığı sessiz adımların hikâyesi.
Çünkü gerçek dönüşüm çoğu zaman içeride başlar.
Bir kadın bir gün durur ve der ki:
“Ben bu yükü fark ediyorum.”
O an bir şey değişir.
Sadece kendi içinde değil, kendinden sonrakiler için de.
Belki de gerçek dayanışma tam burada başlar:
İçeride.
Birbirini yargılamadan dinleyen,
rekabet yerine omuz veren,
“benim hikâyem daha zor” demeden yan yana duran kadınlar…
Gürültüsüz bir güçtür bu.
Ama kalıcıdır.
Bu 8 Mart’ta,
kendi iç sesini geri kazanmaya çalışanlara,
yorulduğunu kabul edenlere,
ve birbirini içeriden tutan tüm kadınlara…
Bir selam olsun.