ÇANAKKALE ZAFERİ

Abone Ol

Bu hafta Çanakkale zaferi haftası. 18 Mart...Tarihi Çanakkale Deniz Zaferi'nin yıldönümü. Birinci Dünya Savaşı esnasında Çanakkale Boğazı ve civarında Osmanlı Ordusu ile Îtilaf Devletleri orduları arasında meydana gelen, müslüman-Türk'ün tarih sayfalarına altın harflerle "Çanakkale geçilmez" diye yazdığı savaşların yıldönümü.
Çanakkale Harbi nasıl bir iman gücüyle kazanıldı? Tabi ki müslüman-Türk askerlerinin, kendilerinden kat kat güçlü olan düşman askerî kuvvetleri karşısında "Vatan sevgisi imandandır" inancıyla, "Ölürsem şehit, kalırsam gazi" idealiyle kelle koltukta mücadele sergilemeleri, bununla birlikte Allah'ın izniyle, mânevî ve rûhânî güçlerin de desteği ve yardımıyla kazanılmıştı. Bu hususta, bizzat harbe iştirak etmiş bulunan kahraman yiğitler, buradaki mânevî havayı şöyle anlatıyordu:
"Gönüllerimiz Allah'a niyaz halindeydi. O'nun yardımına sığınmıştık. Kumandanlarımız da bize Salât-ı Nâriye'yi okutturuyorlardı."
Maneviyat maddiyattan üstün gelince daima onu tesiri altına alır. Nitekim Çanakkale Harbi'ndeki İngiliz kumandan General Jean Hamilton da bu hakikatı şöyle açıklamıştır: "Bizi Türkler'in maddi gücü değil, manevi gücü mağlup etmiştir. Çünkü onların atacak barutu bile kalmamıştı. Fakat biz, gökten inen güçleri müşahede ettik!.."
Yine aynı Hamilton şöyle diyordu: "...Evet, insan ruhunu yenmek mümkün olmuyor. Dünyada hiçbir ordu bu kadar sürekli ayakta kalamaz. Sadece bugün 1800 şarapnel attık. Aylardan beri, gece gündüz savaş gemilerimiz mevzilerini bombalıyor. Son derece hırpalanmış Türk'leri koruyan Cenab-ı Allah'larından ayırmak için başka ne yapılabilir!..."
Görüldüğü üzere, tarih boyunca ehl-i küfür ile yapılan bütün harplerde olduğu gibi, Çanakkale'de de Allah dostlarının, şehitlerin, maneviyat ehli alimlerin ruhaniyyeti harbe iştirak etmiş, bedenen harbe katılanlarla beraber düşmana karşı mücadele etmiş, onlara yardım etmiş ve her türlü maddi imkansızlıklara rağmen harbin zaferle neticelendirilmesine katkı sağlamışlardır.
Çanakkale'de Beşinci Osmanlı Ordusu Başkumandanı Alman General Liman von Sanders, düşmana karşı birlikte mücadele ettiği savaş arkadaşlarını şöyle tavsîf ediyordu: "Bir asker için mutluluk denen bir şey varsa, Türk'lerle omuz omuza savaşmaktır diyebilirim. Fakir insanlardı; buğday kırığından yapılmış çorba en önemli yemekleriydi; sağlıksız su içerlerdi; çamur barınaklarda yatarlardı; fakat en modern silah ve araçlarla donanmış düşmanlarına karşı aslanlar gibi savaşırlardı... Bu insanların kalplerinde sadece ve sadece ulvi bir vatan sevgisi vardır. Ölüme onlar kadar gülümseyerek giden bir millet ferdi daha görmedim."
Evet.. Bugün Anadolu'da bacası tüten her evin kudsî hatırasında bir Çanakkale şehidinin olduğu muhakkaktır. Her aile bir Çanakkale yetimidir. Hemen hemen her aileden bir ya da birkaç delikanlı Çanakkale'de şehit olmuştur. Bu hal, nesilden nesile intikal eden bir şeref madalyasıdır. Çanakkale'de, Ezine'li Yahya Çavuş, Edremit'li Seyit Onbaşı, Yozgatlı Kınalı Murat, Cide'li Mehmet Çavuş, Konya'lı Mıstık ve iki yüz elli bin isimsiz kahraman tarihe şehitlik mefhumunu bir kere daha nakşetmiştir. Bu şehitlerin kabirleri sîne-i millettir. Onları unutmak ve unutturmak mümkün müdür?
Birinci Dünya Savaşı içinde cereyan eden Çanakkale Harbi, dünya tarihinde çok önemli değişikliklere de sebep olmuştur. Rusya'nın asırlardır ulaşamak istediği boğazları ele geçirememesi, böylelikle Akdeniz'e ulaşma hayallerinin sönmesi, öbür taraftan Kafkasya cephesinde rahat kalıp Doğu Anadolu'da Rus mezalimi uygulaması, İngiltere'nin Irak ve Filistin'de meydanı boş bulması, dünya Savaşının iki sene uzaması, Rusya'da Çarlığın yıkılması ve Bolşevik ihtilalinin meydana gelmesi, Haçlı zihniyetine sahip olan Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti üzerinde asırlardır hayal ettikleri kötü emellerin suya düşmesi, Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın açtığı okullarda yetişen değerli pek çok yedeksubay ve askerin şehit olması ve Türk İstiklal Harbi'nin kazanılmasına yardımcı olması bu tarihi gerçeklerden bazılarıdır.
ÇANAKKALE HARBİNİN ASKERLERİ
Çanakkale harbinde Mecidiye Bataryası Kumandanı Yüzbaşı Mehmed Hilmi (Sanlıtop)'un cephe notlarından; "Bir deniz harbinin arefesinde olduğumuzu hissetmiştik. Bütün erlerde savaş için büyük bir istek vardı. Bu hali sürdürmek gerekti. Bölükte namaz kılmayan hiç kimse yoktu. Devamlı telkinlerim netice vermiş, askerin dini hisleri olgunlaşmıştı. Maneviyatlarının sarsılmaz bir duruma gelmesi için elimizden geleni yapıyorduk. Bunu sağlamak için elimizden geleni yapıyorduk. Bunu sağlamak için şu talimatı verdim:
1- Bugünden itibaren daima abdestli bulunulacak ve harbe abdestli başlanacak.
2- Topların birinci doldurma işi erler tarafından Ezan-ı Muhammedî okunarak yapılacak.
3- Yeni gelen erlerin maneviyatını yükseltmek için yüksek sesle tekbir getirilecek; ayrıca Kur'ân-ı Kerim okunacaktır. Ateş esnasında bütün batarya sesli olarak tekbirlere iştirak edecektir."
Önümüzdeki hafta buluşmak ümidiyle hayırlı cumalar...