CHP’de şimdi herkes aynı soruyu soruyor:
-Mutlak butlan kararı çıktı… Peki şimdi ne olacak?
Aslında mesele sadece hukuki değil!
Siyasi…
Psikolojik…
Ve daha önemlisi örgütsel bir kırılma meselesi…
Çünkü “mutlak butlan” dediğiniz şey sıradan bir teknik karar değildir. “Yok hükmünde sayılması” demektir.
Kısacası, “Bu süreç hiç yaşanmamış kabul edilir” anlamına gelir.
CHP’nin içine düştüğü asıl türbülans da sanırım burada başlayacak! Çünkü bu karar yalnızca bir kurultayı, bir imzayı ya da bir prosedürü tartışmaya açmıyor…
Partinin meşruiyet zeminini tartışmaya açıyor. Ve siyasette bundan daha ağır bir kriz çok az vardır.
Şimdi bundan sonra ne olur?
Öncelikle şunu söyleyelim…
-Türkiye’de siyaset boşluk kabul etmez.
Özellikle CHP gibi Türkiye’nin en büyük muhalefet partisinde oluşacak her kriz, yalnızca CHP’nin iç meselesi olarak kalmaz.
Piyasayı etkiler! Zaten, Borsa mutlak butlan kararının ardından sert bir düşüş yaşadı!
Muhalefet dengesini etkiler…
Yerel yönetimleri etkiler…
Ankara’daki siyasi mühendislik hesaplarını etkiler…
3 başlık öne çıkıyor
O nedenle bundan sonraki süreçte üç başlık öne çıkacak.
Birincisi…
Yargı süreci devam eder.
Kararın üst hukuk aşamaları konuşulur. İtirazlar gelir. Karşı hamleler yapılır. CHP yönetimi bu kararı siyasallaştırılmış bir müdahale olarak anlatacaktır. Zaten ilk açıklamalar da bu yönde geliyor. Çünkü CHP yönetimi biliyor ki, bu saatten sonra mesele yalnızca hukuk değil! Tabanı konsolide etme meselesidir.
İkincisi…
Parti içinde bastırılmış fay hatları yeniden hareketlenir. Uzun süredir sessiz kalan isimler konuşmaya başlar.
-Ben demiştim, diyenler çıkar.
Kurultay sürecinde dışarıda bırakılanlar yeniden pozisyon alır. Siyasette en hızlı çoğalan şey fırsatçılıktır. Hele ki ortada otorite boşluğu hissediliyorsa! Herkes yeni denklem kurmaya başlar.
Üçüncüsü…
CHP seçmeni psikolojik olarak yorulur.
Unutmamak gerekir ki, Türkiye’de seçmen artık kavga görmek istemiyor. Hele ekonomik kriz ortamında insanlar siyaset kurumundan çözüm bekliyor. Ne yazık ke CHP son yıllarda sürekli iç tartışmalarla gündeme geliyor.
Kurultay…
Değişim…
Kaset iddiaları…
Delegeler…
İtirazlar…
Mahkemeler…
Bir süre sonra CHP’li seçmen şunu söylüyor:
-Ben iktidarı değiştirecek bir enerji görmek istiyorum… Sürekli birbirini tartışan bir yapı değil
CHP açısından büyük risk burada. Çünkü siyasi partileri mahkeme kararları kadar toplum psikolojisi de belirler.
İki dil kullanılacak
Şimdi dikkat edin, önümüzdeki günlerde iki dil kullanılacak.
Bir taraf diyecek ki:
-Bu karar CHP’ye operasyondur!
Diğer taraf ise:
-Hayır! Hukukun gereği yapılıyor, diyecek.
Ama Türkiye’de vatandaş artık bu tartışmaların teknik kısmından çok sonuç kısmıyla ilgileniyor. Şuna bakıyor:
-Bu ülkenin gerçek gündemi ne?
Muhalefet gerçek gündemi konuşabildiği ölçüde güçlenir. Kendi içine kapandığı ölçüde ise küçülür. CHP açısından kritik eşik şudur:
-Bu kriz bir mağduriyet hikâyesine mi dönüşecek? Yoksa kontrol kaybına mı?
Siyasette bazen krizler partileri büyütür. Ama kontrol edilemeyen krizler liderlik tartışmasını büyütür.
Ve hepimiz biliyoruz Türkiye’de siyaset çok acımasızdır.
-Dün alkışlanan isimler bugün yalnız bırakılabilir.
Çünkü siyasette hafıza kısa, beklenti yüksektir.
Önümüzdeki günlerde Ankara çok hareketli olacak. Kapalı kapılar ardında yoğun trafik yaşanacak. Eski genel başkanlar konuşacak… Yeni ittifak hesapları yapılacak… Delegeler yeniden önem kazanacak… Ve herkes birbirine aynı soruyu soracak:
-CHP bu türbülansı nasıl atlatacak?
Aslında verilecek cevap da çok net:
-Eğer CHP bu süreci “iç hesaplaşma” yerine “ortak siyasi akıl” ile yönetebilirse güçlenir.
Ama mesele kişisel rövanşlara dönüşürse…
O zaman bu karar tarihi bir kırılmaya dönüşebilir.