İnsan en çok, hiçbir şeyin değişmediğini sandığı zaman yanılır.
Çünkü hayatın en büyük dönüşümleri gürültüyle değil, sessizlikle gerçekleşir.
Bir ağacın büyürken çıkardığı sesi hiç duydunuz mu? Ya da toprağın altında çatlayan bir tohumun? Duyamazsınız. Ama tam da o sessizlikte hayat kendini yeniden kurar.
Biz ise sadece sonucu görürüz.
Oysa değişim, görünen değil; görünmeyen yerde başlar.
İnsan da böyledir. Bir düşünce zihne düştüğü anda değişim başlamıştır. Henüz kimse fark etmez. Belki insanın kendisi bile... Ama o düşünce büyür, eski kabulleri aşındırır, korkuları sorgulatır. Sonra bir gün herkes, "Ne kadar değişmişsin." der.
Hayır...
O gün değişmemiştir insan. O gün, sadece içinde çoktan başlayan değişim görünür hâle gelmiştir.
Toplumlar için de durum farklı değildir.
Hiçbir medeniyet bir gecede yükselmez. Hiçbir çürüme de bir sabah ansızın başlamaz. Büyük değişimler, küçük ihmallerin ya da küçük iyiliklerin yıllarca üst üste birikmesidir.
Bir çocuğun iyi eğitilmesi de toplumun kaderini değiştirir, ihmal edilmesi de...
Bir damla su tek başına önemsiz gibi görünür. Ama milyonlarca damla, kayaları oyar; vadiler açar, hayat taşır. İşte toplum da böyledir. Her birey, farkında olsun ya da olmasın, geleceğin yönünü belirleyen bir damladır.
Belki bugün aynı sokaklardan geçiyoruz. Aynı haberleri izliyor, aynı dertlerden yakınıyoruz. Her şey yerinde duruyormuş gibi geliyor.
Ama hiçbir şey yerinde durmuyor.
Zaman durmuyor.
İnsan durmuyor.
Dünya durmuyor.
Ve değişim, biz onu kabul etsek de etmesek de yoluna devam ediyor.
Asıl soru şu:
Bu değişimin öznesi mi olacağız, yoksa sadece seyircisi mi?
Çünkü hayatın en acı tarafı değişmek değildir.
Değişim kaçınılmazdır.
Asıl acı olan, dünya değişirken aynı yerde kaldığını sanmaktır.
Unutmayalım; hayat bekleyenleri değil, dönüşmeyi göze alanları ödüllendirir.
Ve bazen bir insanın, bazen de bir toplumun kaderini değiştiren şey; büyük devrimler değil, "Artık böyle olmayacak." diye başlayan tek bir cümledir.