DURGUNUM BU ARALAR...

Abone Ol


Bugün biraz durgun buralar…
Şehir, insanlar, duygular, ben…
Ne yazacağımı bilemediğimden belki de içime bir “durgunluk” hissi geldi.
Durgunluğu anlatmak istedim.
Hayatın hızına yetişmek için sürekli koşturmuyor muyuz?
Koşturmaca içerisinde biraz da dinginliğe ihtiyacımız var.
Durulmaya, sessizliğe…
Dün biraz sessizdim.
Fazla hareketli olmadığımdan dikkat çekti ya da fazla konuşmadığımdan…
Sürekli aynı olunca insan biraz farklı davrandığı an göze batıyor herhalde…
Durgunluğa da ihtiyacı oluyor insanın bazen…
Dinlenmeye…
Hiç konuşmadan bir köşede öylece oturmaya…
Dalmaya da ihtiyacı oluyor, suratını asarak etrafa bakmaya da…
Duygularını son zerresine kadar yaşayabilmeli insan bana kalırsa…
Üzüntülüyken gülmenin nasıl anlamı yoksa gülerken acı çekmenin de manası yok…
Çoğu zaman örteriz hislerimizi…
Bu da insana yük olur.
Yüküne yük ekler, eziyetini ikiye katlar insanoğlu…
Her şeyi anında, tadında yaşasa belki de bu kadar büyümez tecrübeler…
Olduğundan farklı görünmeye çalışmak yorar aslında…
Bence hastalıkların büyük bir çoğunluğu da bundan kaynaklı…
Önce beyni yorar insan, sonra beden cevap verir hislerine…
Bitkin düşer bir zaman sonra…
Bu yüzden durgunsan durgunsundur arkadaş!
Hüzünlüysen hüzünlü, mutluysan mutlu…
Boş vermişsen, boş vermişsindir…
Yani diyeceğim o ki…
Acı çekiyorsan o an dibine kadar yaşa…
Mutluysan sonuna kadar kahkaha at…
Umurunda değilse hiçbir şey, umursama…
Selam vermek istemiyorsan birine, sessizce görmezden gel.
Hislerini görmezden gelme arkadaş, yarına erteleme…
Hasta etme kendini…
Kendine bunu yapma!
Ne olur?
NE GÜZEL DEMİŞ…
Ne güzel demiş OSHO?
İlk özür dileyen en cesurdur.
İlk affeden en güçlü…
İlk unutan en mutlu…
Kim kendini en cesur hissediyor?
Kim kendini affedebilecek kadar güçlü görüyor?
Bu ikisini bir an da yapabildin mi hiç?
Başardıysan helal olsun!
Mutluluğun yakındır, gözle de görülür elbet…