Edep, islamda çok mühim olduğu için Hz. Allah bunu kelâm-ı hakîminde de beyan etmiş ve buyurmuştur ki: "Ey iman edenler, Allah ve Rasülünün önüne (hiçbir şeyi) geçirmeyin. (Böyle bir hatayı yapmaktan) Allah' tan korkun. Allah her şeyi (her hatanızı) işitir ve bilir." (Hucurat-1) Yani "hiçbir şeyi Allah ve Rasülünün önüne geçirmeyin, onların hüküm ve fermanını gözetmeden kendi hükmünüzü vermeyin. Hiçbir hususta Allah ve Rasûlünü geçmeyin" demektir. yet-i kerîmenin hedefi; müminlerin Peygamberimize ve onun varislerine hürmet ve ittiba edip, onlara karşı edepli olmanın ehemmiyetini beyan etmektir. Ayeti kerimelerin başında Allah'ın isminin zikredilmesi peygamberimizin zikredilmesine köprü ve vasıta olmuş ve peygamberimizin Allah katındaki derecesinin yüksekliğine işaret kabul edilmiştir. Zira müminlerin maddi ve zahiri noktadan edepli olup olmamaları daha ziyade peygamberimiz hakkında bahis mevzudur. Mevlâmız âyet-i kerîmesinde: "Ey iman denler! Seslerinizi peygamberin sesinden daha yüksek kaldırmayın ve (ona söz söylerken) birbirinize bağırdığınız gibi yüksek sesle söylemeyin, zira amelleriniz habt olur (hiçe gider) de haberiniz olmaz" (Hucurat,2) buyurmuşlardır. yet-i kerîmede, edepsizliğin insanı dinden çıkarabileceğine işaret edilmektedir. Zira amellerin habt olması için sahibinin dinden çıkması lazımdır. Şurası bir hakikattir ki; amelsizlik insanı dinden çıkarmaz, edepsizlik, din ve dini şeylerle alay etmek ve hafife almak dinden çıkarır. Bir başka ayeti kerimede de şöyle buyuruluyor: "Ey iman edenler kendilerinizi ve ailenizi (çocuklarınızı) cehennem ateşinden koruyun." (Tahrim,6) Hz. Ali (ra) bu âyet-i kerîmeyi: "Çocuklarınızı edeplendiriniz ve talim ediniz (dinlerini öğretiniz)" diye tefsir etmişlerdir. Hz. Peygamberimiz (as)'de: "Çocuklarınıza ikram ediniz (iyilik yapınız) edeplerini de güzel yapınız.", buyurmuşlardır. (İbn-i Mace Edep bab. 3 hadis no:3671)
Bu üç Ayeti kerimeden ve Hadisi şeriften, edebin ne kadar lüzumlu ve güzel, edepsizliğin de ne kadar çirkin ve tehlikeli olduğu anlaşılmaktadır. Hayâ, terbiye ve edep, müslümanın en lüzumlu ve en güzel vasıflarındandır. Bu güzel ve lüzumlu vasıflar şüphesiz ki, herkesten evvel, Allah (cc)'ın mükerrem kıldığı insanın talim ve terbiyesi ile meşgul olanlara lazımdır. Edebe mugayir hareket müslümana yakışmaz.
İmamı Azam efendimiz, abdestin küçük bir edebini terk ederek kıldığı kırk yıllık namazını yeniden kılmıştır. Peygamberimizin ravzasına hiçbir ziyaretinde edebinden dolayı yaklaşmamış, vardığı noktaya kadar da sürünerek varmıştır. Bir defasında, Peygamberimizin (as): "Yaklaş ya imam" buyurması üzerine yaklaşabilmiş, ziyaretini de iki büklüm vaziyette ifa etmiştir. S. Hilmi Tunahan (ks) "(Manevi yolun tamamı edeptir) Hiçbir bî edep(edepsiz) vâsılı hûda olamaz" buyurmuşlardır. Bir zâhid: "Bir nimete nail olan edebi sebebi ile nail olur, o nimeti kaybeden de edebi terk ettiği için kaybeder.", diyor. Sırrı Sakatî Hazretleri: "Namazdan sonra mihrapta rahat oturup ayaklarımı uzatmıştım. Bana, "Ancak krallar öyle oturur" diye nida edildi. Bundan sonra hayatımın sonuna kadar ayaklarımı hiç uzatmadım" buyuruyor. Ebu Yezid Bistamî Hazretleri: "Bana bir abidden bahsettiler. Onu ziyaret etmeye karar verdim. Ziyaretine gittiğimde kıble tarafına tükürdüğünü görünce, onu ziyaretten derhal vaz geçtim. Çünki edebe riayet etmeyen kimse islamî sır ve makamlara mazhar olamaz.", buyurmuşlardır.
Talebe hocasına, küçük büyüğüne, maiyyette olan emîrine karşı edepte kusur ederse kusuru nisbetinde maddi ve manevi birçok nimetlerden mahrum kalacaktır."Yetim, anası ve babası ölen değil, ilim ve edebi terkedendir", sözüde bu hakikatin şahididir. Peygamberimiz'in (as) Amcası Abbas (ra)'a, "Peygamberimiz mi büyük, yoksa sen mi büyüksün?" diye sorulduğunda:
"Peygamberimiz (as) benden büyüktür, fakat ben ondan evvel doğdum.", diye cevap vererek edebe riayet ederlerdi.
Her vazifenin, her ibadetin ve her yolun kendisine has edepleri vardır. Ecdâdımız ne güzel söylemiş:
"Gezdim Haleb'i Şamı eyledim ilmi taleb,
Meğer ilim gerideymiş, illâ edep illâ edep"
Aynı köyden okumaya giden iki kişiden birisi muvaffak olduğu halde, diğeri muvaffak olamıyor. Fukaha aynı şartlar içinde okuyan bu talebelerden birisinin derslerine çalışırken kıbleye döndüğünü, diğerinin dönmediğini öğrenince, muvaffak olanın islamın bir edebine riayet etmesinin bereketi ile muvaffak olduğunu, diğerinin de İslamiedeplere değer vermemesi sebebi ile muvaffak olamadığında ittifak etmişlerdir. Görülüyor ki islâmî edeplere riayet çok mühimdir ve maddî ve manevî muvaffakiyet için lazımdır. Dînimize göre dünyevî ve uhrevî bütün işlerin, maddî ve mânevî edepleri vardır. Peygamberimiz (as) ve vârisleri bunları ümmetlerine ve evlâtlarına öğretmişlerdir. Bize düşen vazîfe, öğrenmek ve riâyet etmek, hayatımıza tatbik etmektir.