CHP’DE 2’NCİ DALGA OPERASYON
CHP'de Eskişehir örgütünde son haftalarda peş peşe görevden alma kararları alındı. Seçilmiş il başkanı Talat Yalaz’ın ardından CHP Tepebaşı İlçe Başkanı Tevfik Yıldırım ile CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar da genel merkez kararıyla görevlerinden alındı. Son olarak CHP Eskişehir İl Kadın Kolları Başkanı Sibel Yeşildal'ın görevine son verildi. Ayrıca Sivrihisar'da CHP Gençlik Kolları İlçe Başkanı Berkay Uzun ve yönetimi de görevden alındı.
Tevfik Yıldırım ve Rahmi Çınar, kendilerine e-posta yoluyla bildirilen kararı tanımadıklarını açıkladı. Tevfik Yıldırım, "Kapı kapı gezip CHP'yi birinci parti yapan kadrolar tasfiye ediliyor" dedi. Benzer bir gelişme de Sivrihisar'da yaşandı. Talat Yalaz'ın parti üyeliğinin düşürülmesinin ardından yaptığı "Gün ola, devran döne" paylaşımına, Sivrihisar Belediye Başkanı Habil Dökmeci'nin eşi ve CHP Sivrihisar İlçe Sekreteri Nergiz Dökmeci’nin, isim vermeden "Bir daha o ilçeyi kazanamayacaklar diye böbürlenenler, bugün ‘Gün ola, devran döne’ demeye başlamış. Demek ki devran gerçekten dönmüş" diyerek yaptığı ironik paylaşım CHP Sivrihisar Gençlik Kolları tarafından sosyal medyada paylaşıldı. Paylaşım üzerine İlçe Gençlik Kolları Başkanı Berkay Uzun ve yönetimi görevden alındı. Sivrihisar Belediye Başkanı Habil Dökmeci ise, "Makamlar geçici, vicdanlarda kalan iz kalıcıdır. Bugün bir görevi sonlandırma iradesi gösterenleri de yarın değerlendirecek olan yine toplumun vicdanı olacaktır” ifadelerini kullanarak, farklı düşüncelerin cezalandırıldığı bir anlayışın ne partiye ne de örgüte katkı sağlayacağını dile getirdi. Uzun ve yönetiminin görevden alınması, parti içinde farklı görüşlere tahammül gösterilemiyor eleştirilerine neden oldu. Dökmecinin parti içindeki tartışmaların nasıl yönetilmesi gerektiğine dair verdiği mesaj ile birlikte yaşanan sürecin yalnızca görevden alınan isimlerle sınırlı olmadığını, parti içinde daha geniş bir rahatsızlığın bulunduğu yönündeki yorumları güçlendirdi. 30 Haziran’da görevden alınan Talat Yalaz yerine de hala bir il başkanı atanmazken kısa bir zaman diliminde yaşanan bu değişiklikler ister istemez "Bu süreç örgütü nasıl etkileyecek?" sorusunu akıllara getirdi.
TÜRKİYE’NİN EN ÖĞRENCİ DOSTU ŞEHRİ
Üniversite Araştırmaları Laboratuvarı (ÜNİAR) tarafından gerçekleştirilen "Türkiye'nin Öğrenci Dostu Üniversite Şehirleri Araştırması"nda Eskişehir, bir kez daha Türkiye'nin en öğrenci dostu şehri seçildi. Araştırmada; uygun fiyatlı toplu ulaşım, gece ulaşımı, kültür ve sanat etkinlikleri, spor olanakları, gençlik merkezleri ve sosyal destek hizmetleri başlıca unsurlar arasında gösterildi.
Eskişehir'in bir kez daha Türkiye'nin en öğrenci dostu şehri seçilmesi önemli bir başarı. Seçilmese bile çoğu insan bunun farkında. “Eskişehir’de öğrenci olmak var” diye yakınanlarla bile kanıtlanabilir. Eskişehir'in güvenli yapısı, canlı sosyal hayatı, kültür-sanat etkinlikleri ve öğrencileri dışlamayan kent kültürü hep bir avantaj oluyor. Öğrenciler burada kendilerini yalnız hissetmiyor. Ama maalesef "En öğrenci dostu şehir" unvanını almak tüm sorunların çözüldüğü anlamına da gelmiyor.
Bugün Eskişehir'de öğrencilerin en önemli sorunlarının başında barınma geliyor. Artan kira fiyatları nedeniyle öğrencilerin tek başına ev tutması artık hayal olurken, özel yurt ücretleri de ailelerin bütçesini zorlayan bir seviyeye ulaşıyor. Öğrenci dostu bir şehir olmak yalnızca etkinlik düzenlemek veya sosyal alanlar oluşturmakla sınırlı kalmamalı; öğrencinin temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği ekonomik koşulları da sağlamayı gerektiriyor. Bu noktada yerel yönetimlerin imkanlarının da sınırları var. Kira artışları ve genel ekonomik koşullar maalesef belediyelerin çözebileceği meseleler değil. Ancak kent yönetimlerinin de öğrenci barınması, uygun fiyatlı sosyal alanlar konusunda daha fazla çözüm üretmesi beklenebilir. Gerçek öğrenci dostu şehir; sadece anketlerde birinci olan değil, öğrencinin cebini, barınma sorununu, ulaşımını ve sosyal yaşamını birlikte düşünen şehirdir. Eskişehir bugün çoğu özelliğiyle zirvede olabilir, ama öğrencilerin değişen ihtiyaçlarına da cevap verebilmelidir.
“GÖNLÜM BAŞKA YERDE GÖVDEM BAŞKA YERDE SİYASETİ OLMAZ”
İstikbal Gazetesi’nden Meltem Karakaş’ın sorularını yanıtlayan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, yeni bir siyasi parti kurulması halinde siyasi aktörlerin birlikte hareket etmesi gerektiğini savundu. Kurt belediye meclislerinde çoğunluk kaygısıyla eski partide kalmanın samimi olmayacağını ifade etti.
Kazım Kurt eğer yeni bir parti kurulacaksa, herkesin aynı kararlılığı göstermesi gerektiğini düşünüyor. Haklı da. Vatandaşa “yeni bir yol açıyoruz” denilirken, gereken güveni verememek soru işaretleri oluşturabilir. Kurt bu konudaki görüşlerini şu cümlelerle ifade ediyor: “Yeni bir parti kurulacaksa toptan kimler geçecekse herkes anında geçmeli. Ona göre bir strateji geliştirip devam edilmeli. Bir kısmı CHP’de kalacak, bir kısmı yeni partiye geçecek, bir kısmı başka bir partiyle iş birliği içine girecek gibi bir değerlendirmenin çok doğru olacağını düşünmüyorum. Ben gönlüm başka yerde gövdem başka yerde. Bu doğru bir iş olmaz. Azınlıksa azınlık, çoğunluksa çoğunluk. Meclisteki arkadaşlarını ikna edemeyen belediye başkanı da zaten politikayı bıraksın.”
SAHTE RAPOR VE RÜŞVET DAVASINDA CEZA YAĞDI
Eskişehir Şehir Hastanesi’ni kapsayan ve kamuoyunda “sahte rapor ve rüşvet” davası olarak bilinen yargılamada Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıkladı. Mahkeme, “rüşvet almak” suçundan Dr. A.S.’ye 9 yıl, Dr. F.A.’ya 8 yıl, S.A.’ya 7 yıl 6 ay, rüşvete aracılık ettiği belirtilen hastane çalışanı M.A.K.’ye ise 9 yıl hapis cezası verdi. Bazı sanıklar hakkında ise suçun sabit olmaması nedeniyle beraat kararı çıktı. Tutuklu bulunan bazı sanıkların tahliyesine ve haklarında yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol uygulanmasına hükmedildi.
Toplum olarak en çok güvendiğimiz mesleklerin başında hekimlik geliyor çünkü sağlığımızı hekimlere emanet ediyoruz. Bu yüzden sağlık alanında ortaya çıkan her türlü usulsüzlük, toplum vicdanını etkiliyor. Sahte rapor ve rüşvet iddialarıyla gündeme gelen bu davada görüyoruz ki parayı veren raporu kapmış. Rüşvete aracılık edenden, o imzayı "tarifeye" bağlayan hekime kadar uzanan bütün zincir sistemin ne kadar çürük olduğunu gösteriyor. Bir hekim kolay yetişmiyor ama birkaç kişinin mesleki onuru üç-beş kuruşluk rüşvet çarklarına kolayca meze edilebiliyor. Bu ve buna benzer olaylar gündeme geldiğinde büyük bir özveriyle çalışan sağlık çalışanlarının itibarı da olumsuz etkileniyor. Şimdi dosya istinafa gidecek. Hukuki süreç devam ededursun, biz de kime güveneceğimizi şaşıralım.
ANIZ YAKANA DEKAR BAŞI 698 BİN TL CEZA
Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şube Başkanı Selma Güder, hasat döneminde artan anız yangınlarına karşı uyarılarda bulundu. Anız yakmanın toprağın üst tabakasındaki faydalı mikroorganizmaları yok ettiğini belirten Güder, çiftçilerin bilinçlenmesiyle bu uygulamanın azaldığını ifade etti. Güder, anız yakanlara 2872 sayılı Çevre Kanunu kapsamında dekar başına 698 bin 62 TL idari para cezası uygulanabileceğini, orman yangınına sebep olan kişiler için ayrıca 10 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası öngörüldüğünü hatırlattı.
Güder’in ifadeleriyle, anız yakıldığında toprağın özellikle 0-5 santimetrelik en değerli bölümü yüksek sıcaklıklara maruz kalıyor. Bu süreçte toprağın içindeki faydalı mikroorganizmalar yok oluyor, humus tabakası zarar görüyor ve erozyon riski artıyor. Üretimin sürdürülebilirliği için toprağın canlı yapısının korunması gerekiyor. Verimsizleşen toprak ise çiftçinin daha fazla gübre ve daha fazla maliyetle üretim yapmasına neden oluyor. Anız yakmanın önüne geçmek için yalnızca cezaların değil, bilinçlendirme çalışmalarının da artırılması gerekiyor. Anız yakmak yerine toprağın yapısını koruyan yöntemlerin tercih edilmesi büyük önem taşıyor. Bir tarladaki birkaç saatlik kolaylık uğruna yılların doğal birikimini yok etmemek gerekiyor. Anız yakmamak sadece bir yasal zorunluluk değil, tarımın geleceğini korumak, toprağa karşı sorumluluk almak anlamına geliyor.