Eskişehir'de bu haftanın gündemi: YENİ Parti'ye geçenler ve CHP'de kalanlar

Bu hafta istikbalgazetesi.com Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Cansu Tunç, Eskişehir’in gündemini belirleyen kritik başlıkları mercek altına alıyor...

Abone Ol

Eskişehir’de CHP’li belediye başkanlarının YENİ Parti’ye geçiş tartışmaları kapsamında yaptığı değerlendirmelerin ardından Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce ile Çifteler, Seyitgazi, Alpu ve Sivrihisar belediye başkanları CHP’de kalma kararı aldı. Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ile Beylikova Belediye Başkanı Hakan Karabacak ise CHP’den istifa ettiklerini açıkladı.

Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’ın CHP’den istifa ettiğini duyurduğu açıklamasında siyasi yoluna YENİ Parti çatısı altında devam edeceğini cümlelerine de yer verilmiş fakat Ataç’ın açıklamasına rağmen CHP Genel Merkezi’nin internet sitesinde adının hâlâ bulunması, ister istemez dikkat çekiyor. Üstelik Tepebaşı Belediyesi’nin kendi internet sitesinde de CHP üyeliğine ilişkin bilgiler duruyor. Bu durum Hakan Karabacak için geçerli değil onun bilgileri güncellenmiş olacak ki CHP Genel Merkezi’nin sitesinde ismi bulunmuyor. O zaman Ataç’ın bilgileri neden hala güncellenmedi? Bu durum da akıllara Ahmet Ataç CHP’den gerçekten istifa etmedi mi? sorusunu getiriyor çünkü internet sitelerindeki bilgiler güncellenmesi unutulacak şeyler değil, resmi bir nitelik taşıyor, vatandaş da buradan bilgi sahibi oluyor bu sebeple güncel ve doğru olmalı. Ya sitede bir yanlış var ya da karar da… Yakında öğreneceğiz. Belediye başkanlarının ise karar sürecinde beklemesi, gelişmeleri izlemesi aslında olağan bir durum. Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce Eylül ayına kadar bekleyecek gibi duruyor, ancak bu bekleyiş uzadıkça, kamuoyundaki merak da büyüyor. Neden bekliyorlar geçsinler YENİ Parti’ye denilebilecek kadar basit bir durum olmadığı için de gözler yapılacak bir sonraki toplantıya çevrildi.

ESOGÜ’NÜN YENİ REKTÖRÜ KİM OLACAK?

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamil Çolak’ın görev süresinin sona ermesiyle birlikte yeni rektör ataması konuşulmaya başlandı. Atama süreciyle ilgili farklı sendikalardan dikkat çeken açıklamalar geldi. Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, rektörlük makamının kadrolaşma alanına dönüşmemesi, kişisel yakınlık yerine liyakatin esas alınması gerektiğini söyledi. Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Özkan Demirkol ise akademik özgürlük, personel hakları, öğrenci ihtiyaçları ve üniversitenin kentle bağlarının güçlendirilmesi çağrısı yaptı. Sağlık Sen Eskişehir Şube Başkanı Hasan Hüseyin Köksal ise rektörlük için çeşitli çevrelerin aracılık yaptığı iddialarına da tepki gösterdi.

Prof. Dr. Kamil Çolak’ın görev süresinin sona yaklaşmasıyla birlikte herkes aynı soruyu soruyor: ESOGÜ’nün yeni rektörü kim olacak? Bu sorudan önce sorulması gereken çok daha önemli bir soru var: ESOGÜ bundan sonra nasıl yönetilecek? ESOGÜ, şehirden kopuk bir kurum değil aksine hastanesiyle Eskişehir’in en önemli değerlerinden biri. Sırf bu sebeple bu bir makam yarışına dönüşmemeli, kim destekliyor da rektör oldu denmemeli ama çok şey istiyoruz, çünkü bu hemen hemen her yerde karşımıza çıkıyor. Liyakata dayalı mı sorusu asla ilk akla gelen olmuyor.

Sağlık Sen Eskişehir Şube Başkanı Hasan Hüseyin Köksal konuyla ilgili dikkat çekici bir açıklama yaptı: “Yeni rektör için YÖK ve atama iradesine herkes kendi tanıdığı için vakıf, dernek, cemaat, eski siyasi herkes kendi manipüle edeceği isimler için çabalıyor. ESOGÜ için tıp kökenli, şehri bilen, eksikleri gören, ESOGÜ’de çalışmış, şehirde ikamet eden öncelikli olmalıdır. Biz herhangi bir siyasi veya aracılık edecek kimse ile muhatap olmadık, olmayız. Gidin köşede oynayın. Kaybeden Eskişehir olmasın yeter. ESOGÜ için düne, bugüne, yarına bakın yeter.”

ESOGÜ’nün ihtiyacı, belli grupların beklentilerine cevap verecek bir yönetici değil, üniversitenin yararına çalışacak ve sorunlarına hâkim olacak bir yöneticidir. Rektör herhangi bir grubun değil ESOGÜ’nün rektörü olmalı.

AK PARTİ 25 YAŞINDA

Milletvekili Ayşen Gürcan: “25 yılda ülkenin bereketi arttı”

AK Parti Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan, partisinin 25’inci kuruluş yıl AK Parti iktidarı döneminde Türkiye’nin önemli mesafeler kat ettiğini savundu. Gürcan, geçmişte yüksek enflasyon ve IMF borcu bulunan Türkiye’nin iyi yönetim ve siyaset anlayışı sayesinde bugünlere geldiğini belirterek, “25 yılda ülkenin bereketi arttı” dedi.

Vatandaş hiç de öyle düşünmüyor maalesef… Emekli çöpten yemek topluyor, gençler gelecek kaygısından kıvranıyor, herkes yurt dışına kaçmanın yollarını arıyor. Nerede bu bereket? Sanırım bereket artsaydı buralarda olmazdık. Kimse idealist bir hedefle yolunu çizemiyor, her şey ekonomiye takılıyor. Milletin mutfağında yangın varken de bereket kelimesi biraz garip kaçıyor. Vatandaş bu bereketin neden sofrasına cebine, hayatına yansımadığını merak edecek çünkü…

YENİ ÖĞRETİM YILINDA DA OKUL İÇİNDE OKUL OLACAK

Eskişehir’de 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 4 okul binası daha depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle boşaltılacak. Muzaffer Çil Anadolu Lisesi, Ulu Önder Özel Uygulama Okulu, Mehmet Taş İlkokulu ve Fadime Sarar Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi başka okullara taşınacak. Bu süreçte bazı okullarda ikili eğitim uygulanacak. ÖVDER Eskişehir Şube Başkanı Faik Alkan, daha önce boşaltılan ve yıkılan okulların yapım süreçlerinin yavaş ilerlediğini belirterek, yeni boşaltmalarla birlikte eğitimde ciddi bir planlama sorunu yaşanabileceğine dikkat çekti.

Bu gelişmeler demek oluyor ki çocuklar kaotik bir eğitim yılına hazır olmalı. Zaten geçmişte boşaltılan okulların yapım süreci yavaşken her yeni boşaltma okullardaki eğitim yükünü arttırıyor. Bu okulların eğitime dayanıksız olduğu bugün öğrenilmedi sonuçta uzun süredir biliniyordu o zaman planlaması neden son dakikaya bırakıldı? Neden eğitim yılına kısa süre kala öğrencileri başka okullara yerleştirerek ve ikili eğitimle günü kurtarma planı yapılıyor? Eğitimin kalitesi hiç mi önem arz etmiyor? Eğitim yalnızca öğrencinin bir sınıfa yerleştirilmesinden ibaret değil ki...

İkili eğitim elbette zorunlu durumlarda geçici bir çözüm olabilir. Ancak kalıcı hale geldiğinde ortaya bambaşka bir tablo çıkacak. Ders saatleri, öğrencilerin okulda geçirdiği süre, sosyal ve kültürel faaliyetler, öğretmenlerin çalışma düzeni ve velilerin günlük yaşamı doğrudan etkilenecek. Zaten oldukça sağlıklı olmadığı düşünülen ikili eğitime böyle giderse temelli geçiş yapılacak. Böyle devam ederse eğitim sisteminin önemli bir bölümü sürekli taşınma, güçlendirme, yıkım ve yeniden yapım gündemiyle meşgul olacak. Veli de öğrenci de öğretmen de bu düzenden etkileneceği gibi ne zaman çözüleceğini de bilmeyecek.