ESKİŞEHİR’DE “SANAYİCİ YOK” TARTIŞMASI
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Yılmaz Büyükerşen’in gazetemiz Genel Koordinatörü Meltem Karakaş’a verdiği röportaj sert değerlendirmeler içeriyor. Pek çok konuya değinilen röportajda Büyükerşen’in Eskişehir’e dair en sert iddiası “Eskişehir’de sanayici yok. Benim anladığı anlamda sanayici yok. Bir tek Celalettin Kesikbaş var” oldu.
Eskişehir bugün Türkiye’nin önemli sanayi şehirlerinden biri. Eskişehir’in bugünkü sanayi yapısı, KOBİ’lerden ihracat yapan işletmelere, yan sanayi üreticilerinden teknoloji geliştiren firmalara kadar farklı üretim düzeni söz konusu. Bu nedenle “sanayici yok” ifadesi, sanayi başarısını yok sayan bir ifadeden ziyade, daha çok beklenen etki düzeyinin altında kalma eleştirisi olarak anlaşılıyor.
Bu çıkışın ardından konu, Ekonomi 26 Paneli’nde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Vahap Munyar tarafından Celalettin Kesikbaş’a da soruldu. Kesikbaş, “Hocamızın bu teveccühünü 1600 sanayicimiz adına kabul ediyorum. Eskişehir Sanayi Odasının 1600 üyesi var. Bütün o 1600 sanayicimiz adına Celalettin Kesikbaş demek istemiştir, orada bir sürçmüş olabilir” sözleriyle tartışmanın tonunu değiştirerek nazik bir şekilde Büyükerşen’in sözlerini yumuşattı.
AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu’nun açıklamaları, tartışmayı bambaşka bir noktaya taşıdı. Nebi Hatipoğlu, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada Büyükerşen’i hedef alarak “Senden artık bıktık, usandık. Kendinden gayrısını hor gören, herkesi başarısızlık ve vizyonsuzlukla itham eden o nobran tavrından yorulduk. İç Anadolu'nun bozkırında, Eskişehir gibi bir vahayı, bugün dil uzattığın o sanayiciler ve tüccarlar inşa etti. Senin çeyrek asırlık hükmünden bu kente kalan; üç beş park ve sayısız soğuk heykelden ibaret.” Bu çıkış, Eskişehir’in üretim gücünü savunmaktan çok, siyasi bir hesaplaşma izlenimi yarattı. Bu tür sert çıkışlar, kısa vadede siyasi karşılık bulabilir. Ancak uzun vadede kente ne kazandırdığı tartışmalı.
İLKOKULDA BASKI İDDİALARI TARTIŞMA YARATTI
23 Nisan İlkokulu’nda yaşanan öğretmen sorununa ilişkin veliler, öğretmenlerin öğrenciler üzerinde baskı kurduğunu iddia etti. İddialara göre bazı sınıf içi uygulamalarda çocuklara tuvalete gitmeme, yemek yememe ve tek ayak üzerinde bekleme gibi cezalar verildiği öne sürüldü. Veliler bu durumun öğrenciler üzerinde olumsuz etki yarattığını belirterek şikâyette bulundu.
Okul, çocuğun korku değil güven duyması gereken ilk sosyal kurumdur. İlkokulda çocuklar disiplini değil hayatı öğrenmeye odaklı bir eğitim görmelidir. Hele ki bu eğitim korkuya, baskıya ya da susturmaya dönüşüyorsa orada ciddi bir yöntem sorunu vardır. Çocukların gelişim döneminde maruz kaldıkları her davranış, onların eğitim hayatına bakışını ve güven duygusunu zedeler. Bugün buna maruz kalan çocuklar yarın özgüveni zedelenen bireyler olarak karşımıza çıkıyor. Velilerin “çocuklarımız konuşmaktan korkuyor, okula gitmek istemiyor” sözleri, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir uyarı niteliğinde. Yetkililerin acilen bu tür iddiaları şeffaf bir şekilde incelemesi gerekmektedir.
"ESKİŞEHİR'DE MÜVEKKİLDEN ÇOK AVUKAT VAR"
Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi Başkanı Tolga Temtek’in açıklamalarına göre kentte avukat sayısı, müvekkil sayısını aşmış durumda. Müvekkil bulamayan genç hukukçular çoğunlukla CMK görevlendirmelerine yöneliyor ancak düşük ücretler nedeniyle geçim sağlamakta zorlanıyor. Temtek, çözümün HMGS gibi sınavlardan ziyade hukuk fakültelerinin sayısının sınırlandırılması ve stajyer avukatlara ekonomik güvence sağlanması olduğunu vurguluyor.
Bir şehirde avukat sayısının artması, ilk bakışta “hukukun güçlenmesi” gibi olumlu bir tabloyu çağrıştırır. Daha fazla avukat, daha fazla hukuki hizmet, daha fazla erişilebilir adalet… Ancak Eskişehir’de ortaya çıkan tablo bunun tam aksi.
Bugün gelinen noktada mesele “çok avukat olması” değil, bu artışın plansız ve kontrolsüz bir şekilde gerçekleşmesi. Her yıl açılan yeni hukuk fakülteleri, mezun sayısını katlayarak artırırken, bu mezunların nasıl bir mesleki hayatla karşılaşacağı neredeyse hiç düşünülmüyor.
Genç avukatların büyük bir kısmının CMK görevlendirmelerine mahkûm kalması, aslında sistemin tıkandığının en açık göstergesi. Çünkü CMK, bir geçim kapısı değil; kamu hizmetinin bir parçası. Ancak bugün bu sistem, genç hukukçular için adeta “zorunlu geçim modeli”ne dönüşmüş durumda.
Her sorunu bir sınavla çözmeye alışmış bir sistemin refleksiyle ortaya konulan HMGS, bu meselenin yalnızca yüzeyine dokunuyor. Asıl mesele, kontrolsüz şekilde artan hukuk fakülteleri ve plansız kontenjan düzenlemesi.
Eskişehir’de ortaya çıkan bu tablo, aslında Türkiye genelinin küçük bir yansıması. Çözüm üretmen için oldukça geç kalınmış bu sorun yarın çok daha büyük bir mesleki krizle karşı karşıya kalmamıza sebep olacak
ŞEHİR MERKEZİNDE YIKIM ALARMI
Deliklitaş Mahallesi’nde İbrahim Karaoğlanoğlu Caddesi üzerinde yapılan 8 katlı bina yıkımı, caddeyi ulaşıma kapatırken bölgede faaliyet gösteren esnafı ciddi şekilde mağdur etti. Yol kapanması nedeniyle birçok iş yeri kepenk indirmek zorunda kaldı, bazı dükkânlar ise yıkım sırasında zarar gördü.
Bir binanın yıkılması, teknik olarak rutin bir belediye hizmeti olabilir. Fakat o bina yıkılırken bu kadar sorun yaşanması planlama sorununa işaret ediyor. Kimi esnaf dükkânının zarar gördüğünü, kimi üç gündür kepenk açamadığını, söylüyor. Birçok esnaf kendine bir muhatap bulamıyor. Esnafın yaşadığı mağduriyet, plansızlığın ve koordinasyonsuzluğun doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Oysa doğru bir süreç yönetimiyle hem güvenlik sağlanabilir hem de ticari hayat minimum zararla devam ettirilebilirdi.
Benzer bir tablo Hoşnudiye Mahallesi Oytun Sokak’taki Seyitoğlu Apartmanı’nın yıkımında da karşımıza çıkıyor. Yıkım sırasında molozların ve beton parçalarının sokağa ve kaldırıma taşması, dar bir sokakta hem yayalar hem de araçlar için ciddi risk oluşturuyor. Üstelik bölgenin bir okul güzergâhına yakın olması, tehlikenin boyutunu daha da büyütüyor.
Böyle bir noktada yürütülen yıkım çalışmasının, en üst düzey güvenlik önlemleriyle yapılması gerekirken; kırık bariyerler, yırtılmış fileler ve yetersiz uyarı işaretleriyle ilerlemesi kabul edilebilir bir tablo değil. Bu tablo ciddi bir güvenlik zafiyeti doğuruyor. Tüm bu tablo, planlama eksikliği, denetim yetersizliğini gösteriyor. Yoldan geçen vatandaşlar yukarı bakarak yürürken korkudan sokaktan bile geçemiyor. Bu iki ihmalde de gözler Odunpazarı ve Tepebaşı Belediyelerine çevriliyor.