Siyaset

"Eskişehir'de Şeker Fabrikasının yerini Atatürk belirledi"

Odunpazarı Belediyesi ve EĞİT-DER’in düzenlediği “Köy Enstitülerinden Günümüze Kooperatifçilik” panelinde konuşan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, “Mustafa Kemal Atatürk'e soruyorlar: "Eskişehir'de şeker fabrikasını nereye yapalım?" Treni durduruyor, Eskişehir'de iniyor ve Eskişehir'deki şeker fabrikasının yerini bizzat eliyle gösteriyor ve diyor ki: "Kente yakın bir yerde olmalı ki Eskişehirli her gün Cumhuriyet'in kurduğu bu fabrikayı görerek memleketiyle, milletiyle gurur duysun" diyor”

Abone Ol

Odunpazarı Belediyesi ile Eğitimciler Derneği (EĞİT-DER) iş birliğinde düzenlenen “Köy Enstitülerinden Günümüze Kooperatifçilik” paneli, Eskişehir Yunus Emre Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirildi. Programa CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Bilecik Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı, Eskişehir milletvekilleri Utku Çakırözer ve İbrahim Arslan, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar ve CHP Tepebaşı İlçe Başkanı Tevfik Yıldırım katıldı. Konuşmacılar ise Gökhan Günaydın, eski Köy-Koop Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Yıldız ve eğitimci Emin Dağlı oldu.
Panelde konuşan Gökhan Günaydın, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemine dair kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Günaydın, Cumhuriyet’in tarım ve sanayi alanındaki stratejik adımlarına dikkat çekerek, “1923 yılında 29 Ekim’de Cumhuriyet ilan edilmiştir, devlet kurulmuştur ama unutmamamız gereken bir yapı vardır. Memleketin nüfusu kabaca 13 milyondur. %85’i köylerde yaşamaktadır. Sanayi altyapısı olarak bize devredilen neredeyse yoktur. Lozan çok önemli bir başarıdır. Lozan bu memleketin tapu senedidir. Ancak Lozan’da korakor bir mücadele yaşanmıştır. Orada "Kapitülasyonlar devam etsinler, devam etsin; ordu silahsız olmaya sürdürsün, memleketin bazı bölümleri işgal altında kalmaya devam etsin." diyenlerin karşısında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tapu senedi büyük mücadelelerle kazanılmıştır. Osmanlı borcunun 2/3’ü Genç Türkiye Cumhuriyeti'ne yüklenmiştir, madde 1. Madde 2; 1929’a kadar yeni gümrük vergileri koyamama zorunluluğu da getirilmiştir. Askerler savaşı kazandıktan sonra sağlam bir ekonomiyi inşa etmek üzere rasyonel akılla çalışmaya başladılar. Bir tek yol vardı, başka yol yoktu: Tarımı yeniden ayağa kaldırmak. Anadolu köylüsü o cepheden bu cepheye yıllarca savrulmuş durmuş, terini ve kanını akıtmış; o halde köylünün köyünde tutulması gerekiyor, üretimin yeniden tahrik edilmesi gerekiyor. İşte bu çerçevede Atatürk, "Köylü, gerçek üretici, hakiki müstahsil, milletin efendisidir." demiştir. Hakiki müstahsil milletin efendisi olan; köyünde oturan değil, üretici olan milletin efendisi olan. Birkaç şey yaptılar hızla; Köy Kanunu çıkardılar, köy topraklarının satılmasını engellediler, köye ilişkin düzenlemeler getirdiler, muhtarlığı bir önemli kurumsal kimlik haline dönüştürdüler” şeklinde konuştu.

Cumhuriyet’in sanayileşme hamlelerini de anlatan Günaydın, şeker ve dokuma fabrikaları ile un üretim tesislerinin ülke genelinde kurulduğunu vurguladı. Günaydın, “ Cumhuriyet 3 beyaza dayalı bir sanayileşmeyi önüne hedef olarak koydu. Türkiye'de buğday üretimi organize edildi, Türkiye'nin 4 bir yanına un fabrikaları kuruldu. Türkiye şekeri dışarıdan alıyordu. Şeker fabrikaları Türkiye'nin 4 bir yanına tesis edildi, pancar üretimi kuruldu. "Her fabrika bir kaledir" denildi. Eskişehir'deyiz biliyorsunuz. Mustafa Kemal Atatürk'e soruyorlar: "Eskişehir'de şeker fabrikasını nereye yapalım?" Treni durduruyor, Eskişehir'de iniyor ve Eskişehir'deki şeker fabrikasının yerini bizzat eliyle gösteriyor ve diyor ki: "Kente yakın bir yerde olmalı ki Eskişehirli her gün Cumhuriyet'in kurduğu bu fabrikayı görerek memleketiyle, milletiyle gurur duysun" diyor. İşte biz böyle bir insanların, böyle bir gururun evladıyız. Üçüncü mesele dokuma. Memleket yamalı pantolonlarla dolanıyor orta yerde. O halde Türkiye'de pamuk üretimi organize edilmelidir ve o pamuğu işleyecek dokuma fabrikaları üretilmelidir. Bunlarla ülke 1923'ten 1929'a kadar hem ayakta durmuştur hem karnını doyurmuştur hem de Osmanlı borçlarını memleketin en zor zamanında ödemiştir. Ne zamana kadar? Ta ki 1929'a kadar. Büyük bir dünya ekonomik buhranı çıkmış, fiyatlar fırlamış ve dünya ekonomisine tarım ürünü satıp sanayi ürünü ithal ederek bağlanmanın mümkün olmadığı bir yeni döneme geçilmiştir. İşte bu dönemde kriz nedeniyle ağlamak yerine krizi fırsata çevirmeye çalışan bir Cumhuriyet aklı yeniden devreye girmiştir. Artık tarım sanayisi yerine daha ağır sanayi memleketin 4 bir yanına kurgulanmaya başlamış. Madenler, Maden Tetkik Arama ile Etibank. Yani yabancılara peşkeş çekilmeden kendi madenini kendin çıkartıyorsun” dedi.

Günaydın, İkinci Dünya Savaşı dönemine değinerek şunları söyledi:

“Türkiye Cumhuriyeti tarihinde sanayileşmenin önemli ölçüde yükseldiği tek dönem 1930'lardır. Sanılmasın ki bu dönemde tarım ihmal edilmiştir; sanayiyle birlikte tarımın da gerçekten yükseldiği bir yeni dönem yaşanmıştır. Dolayısıyla dünün buğday üreten adamı, bugün asker olmuş ve tayına ihtiyaç duyar hale getirilmiştir. Hani söylüyorlar ya: "İkinci Dünya Savaşı'nda camilere buğdaylar doldurdular, işte çocuklarımızı elimizden aldılar, asker yaptılar". Camilere değil ama depolara buğdaylar dolduruldu gerçekten. 1 milyon çocuk da genç de askere alındı, doğru. Bütün Avrupa'da evlere düşman çizmesiyle girip kadınlara tecavüz eden, yağmalayan, yakan, yıkan ordulardan bir tanesi Türkiye'de herhangi bir haneye giremedi. Ben burada huzurlarınızda yalnızca Mustafa Kemal Atatürk'e değil, onun en önemli yoldaşı ve çokça iftiraya uğrayan İsmet İnönü'yü de huzurlarınızda rahmetle yad ediyorum.”