Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu Vahşi Madencilik Gerçeği, Neye ve Neden Karşı Çıkıyoruz isimli panel gerçekleştirdi. Panel ardından panel konuşmacıları Gazeteci- Yazar İbrahim Gündüz ve Özer Akdemir için imza günü gerçekleştirildi. Gerçekleştirilen panelde Eskişehir’de yapılan madencilik çalışmalarında Eskişehir’in göreceği zararlara dikkat çekildi. Panelde ilk konuşmayı Gazeteci-Yazar Özer Akdemir yaptı.

Akdemir , “Son süreçte yapılan ihalelere baktığımızda Eskişehir'le ilgili MAPEG ihaleleri gene gündeme geldi ve geçtiğimiz günlerde de bir araştırma komisyonu kurulması bu ihalelerle ilgili bir teklif verildi meclise, AK Parti ve MHP oylarıyla bütün diğer teklif önergelerinde olduğu gibi bu önerge de reddedildi. Şimdi bu ihalenin Eskişehir boyutuna baktığımızda toplam 47.500 futbol sahası gibi bir büyüklükteki alanın şirketlere satıldığı görülüyor. 55 ihale yapılmış 2023 yılından Aralık 2025 yılına kadar MAPEG tarafından açılan ihale sayısı budur. Bu tabii Eskişehir'in tarihinin en büyük ekolojik yıkım tehdidiyle karşı karşıya olduğunun da bir kanıtı. MAPEG ihaleleri işin bir boyutu ama ondan çok daha boyutu belki MAPEG ihaleleri buzdağının görünen kısmı. Alttaki esas şey ise taşınmaz komisyonu dediğimiz bir komisyon kararıyla ihale bile yapmadan belli kişilere, kurumlara bütün bu ruhsatların dağıtılması gibi bir süreci yaşıyoruz. Yüzde 87'si aslında bu taşınmaz komisyonunun kişiye özel ihalesiyle, hiçbir ihale açılmadan kişiye özel satışıyla yapılıyor. Yüzde 13'lük bir kısım işte bu MAPEG ihaleleriyle kamuoyuna da açıklanan şekilde yapılıyor. Çok ciddi bir sıkıntı var burada, araştırma önergesi verildi ama reddedildi. Yani hiçbir şekilde araştırma önergeleri kabul edilmiyor. ÇED süreçlerine dair bir illüzyon var aslında, bizi kandırıyorlar. ÇED kararları, baktığınızda bir faaliyetin çevresel etkilerinin değerlendirilmesi gerekiyor ama maalesef Eskişehir'de satılan ihalelerin sadece yüzde 6'sında ÇED süreci başlatıldı. Geri kalan yüzlerce proje için bu ÇED süreçleri yapılmıyor. Çok büyük bir oranla, yüzde 68,7 gibi büyük bir oranla 'ÇED gerekli değildir' kararları veriliyor” ifadelerini kullandı.
“HAMİDİYE, İĞNECE VE ORTAKLAR KÖYLERİ MADEN KUŞATMASI ALTINDA”
ÇED raporları ile ilgili bir aldatmaca yapıldığını savunan Akdemir, projelerin pek çoğunda ÇED sürecinin işletilmediğini kaydetti. Akdemir, “ “ÇED gerekli değildir” kararları tepki toplayınca; 'Yani niye ÇED gerekli değildir? ÇED yapılsın, etki değerlendirmeleri ortaya konsun' vesaire diye tepkiler gelince şöyle bir aldatmacaya gittiler: Şimdi artık 'ÇED gerekli değildir' olarak görmüyoruz biz bunları; 'ÇED Olumlu (Parantez içinde Ek-2)' olarak geliyor bu 'ÇED gerekli değildir' kararları. Sanki hani ÇED süreci yapılmış da 'ÇED Olumlu' kararı verilmiş gibi, oysa ki öyle değil. ÇED raporlarının niteliksizliği ayrı bir tartışma konusu ama maalesef bütün bu projelerin büyük bir çoğunluğu, yüzde68 –yüzde 70 gibi büyük bir çoğunluğuna ÇED süreci dahi işletilmiyor. Ruhsat alanları 25 hektarın altındaysa bu projelerin zaten doğrudan hani 'ÇED gerekli değildir' kararı veriliyordu, şimdi 'ÇED Olumlu (Ek-2)' olarak geçiriliyor. Bunlar tabii proje diyelim 100 hektarlık bir proje; bunun 22 hektarında işletme kuruyor. Bu şekilde proje bölünüyor. Projeyi böldüğü için hem ÇED sürecinden kaçınmış oluyor hem de aslında entegre bir projenin kümülatif yani; 'Onun etkisi, bunun etkisi, 100 hektarlık alanda ne kadar kazı yapılacak, nerede kimyasal işlem yapılacak, nerede taşımacılık yapılacak?' bütün bunların hesaplanması gerekenler, bölünerek aslında bir anlamda entegre proje farklı farklı projeler gibi ortaya konuyor ve kümülatif etki gözlerden kaçırılıyor. Böyle de bir kandırmacayla yüz yüzeyiz. 57.534 rakam var sadece bu kesilmesi öngörülen bir proje kapsamında kesilmesi öngörülen ağaç sayısı. Çok çok daha fazladır, yani bu ÇED raporlarında öngörülen ağaç sayısı zaten belli bir ölçütün dışında olduğunda o bölgedeki ağaçlar, onu ağaçtan da saymıyorlar; hiç o sayının içerisine koymuyorlar. Mega maden sahaları doğrudan orman alanları üzerine kurulu. Sarıcakaya'da ruhsat sahaları Kapukaya köyüne 90 metre, Sakarya Nehri'ne ise sadece 230 metre uzaklıkta. Hamidiye, İğnece ve Ortaklar köyleri maden kuşatması altında” şeklinde konuştu.
"PORSUK ÇAYI'NIN KIYISINDA PLANLAMA YAPILIYOR"
Panelde ikinci konuşmayı yapan Gazeteci- Yazar İbrahim Gündüz Beylikova ve Sivrihisar’da bulunan Nadir Toprak Elementi (NTE) rezervleri ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Gündüz, “Enerji Bakanlığına göre Beylikova ve Sivrihisar ilçeleri arasında yer alan sahada 694 milyon ton nadir toprak elementleri bulunuyor. Çin'deki 800 milyon tonluk Bayan Obo sahasından sonra dünyanın en büyük 2. rezervi olduğu söyleniyor. Bir Çinli iş birliğinden bir ABD'li iş birliğinden söz ediliyor ama söylenmeyenler de var. Nadir toprak elementleri madenciliği yoğun asit kullanımı, toryum, uranyum gibi radyoaktif atıklar ve ağır metal kirliliği nedeniyle toprak, su ve hava kaynaklarını ciddi oranda zehirleyerek ekosisteme zarar veriyor. Tarım arazilerinin ve yerleşim yerlerinin zehirli maden atıkları nedeniyle kullanılamaz hale gelmesi sık rastlanan bir durumdur. Nükleer Düzenleme Kurumu açıklamasında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Nükleer Düzenleme Kurumu yapıyor bu açıklamayı; cevherin açık işletme yöntemiyle çıkarılması, cevher ve cevher zenginleştirme hidrometalürji prosesleri uygulanarak cevherden nadir toprak elementleri, barit, florit ve yan ürün olarak toryumun üretilmesi amaçlanıyor deniyor. Ayrıştırmalar için birçok toksik kimyasal kullanılıyor. Bu da çıkarma işlemini zor ve pahalı hale getirebiliyor. Çin dünyada en fazla NTE rezervine sahip ülke konumundadır. Dünya üzerindeki NTE madenciliğinin yüzde 70'i, işleme faaliyetlerinin ise yüzde 90'ı Çin'de gerçekleşiyor. Peki kısaca bir bakalım. Çin'in kuzeyinde İç Moğolistan bölgesindeki Bayan Obo nadir toprak elementleri madeni. Bakın Çin'in kuzeyi İç Moğolistan bölgesi Çin stepleri o Asya steplerinden bahsediyoruz. Çin Türkiye'nin 9-10 katı büyüklüğünde bir kıta devleti. Onu da altını çiziyorum. Bakın şu Çin'in işte tamamı yaklaşıyoruz. Evet şu anda bu daha da yaklaşıyoruz bu nadir toprak elementleri madenciliği dedikleri madencilik Çin'in kuzeyindeki İç Moğolistan bölgesinde açılmış faaliyettedir. Orada da bu madenin yarattığı çevresel tahribatlar büyük tartışma konusudur. Bu madenin benzeri Eskişehir'de Sivrihisar'la Beylikova arasındaki binlerce dönüm alanda Porsuk Çayı'nın kıyısında Sakarya Irmağı'nın kıyısında açılması planlanıyor ama bu detaylardan kimse söz etmiyor” şeklinde konuştu.
"DEV METROPOLLERE YAKINLIĞIYLA ESKİŞEHİR BİR BESİN DEPOSUDUR"
Eskişehir’in Türkiye’nin önemli tarım merkezlerinden birisi olduğunu aktaran Gündüz, Uygun iklim koşulları altında geniş tarımsal arazilerinde buğday, arpa, şeker pancarı, ayçiçeği, patates, ceviz, kiraz, vişne, hayvancılık ve seracılık potansiyeliyle ön plana çıktığını kaydetti. Gündüz, “Demiryolu ve karayolu kavşağında bulunması tarım ürünlerinin pazarlanmasını kolaylaştırıyor. İstanbul, Ankara ve Bursa gibi dev metropollere yakınlığıyla Eskişehir bir besin deposudur. Şimdi bunların hiçbirisini göz önüne almadan "Altın çıkaracağız, nadir toprak elementleri üreteceğiz." diyoruz. Asıl mesele, kalkınma adı altında doğanın zehirlenmesini ve ekokırımı meşru gören anlayıştır. Altını ve nadir toprak elementlerini zenginlik sayıp; suyu, toprağı ve insan sağlığını hiçe sayan zihniyet değişmek zorundadır. Bütün çabamız, yapmak istediğiniz şeyin çok tehlikeli olduğunu ve her yerde yapılamayacağını anlatmaktır. Dünyadaki suyun yaklaşık yüzde 97’si tuzlu, yüzde 3’ü ise tatlı sudur. Tatlı suyun büyük bir kısmının da kutuplardaki buzullarda olduğunu düşünürsek, çok az miktarda tatlı suya sahibiz. Ekilebilir tarım alanları sınırlıdır. Gezegenimizin önemli bir kısmı çöller ve dağlık alanlarla kaplıdır. Ormanlık alanlar hızla yok ediliyor” ifadelerini kullandı.






