‘’Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde alanı dışında çalıştırılan, asli görevi sağlık hizmeti olmasına rağmen masa başında çalışan 200’e yakın personel bulunmaktadır. Osmangazi Üniversitesi personel yönetimi olarak çökmüş durumdadır. Personel ısı haritası yoktur. Şu anda Osmangazi Üniversitesi yapısal anlamda da zor durumdadır. Yanlış personel planlaması sadece yükü çeken sağlık çalışanı sayısını belli bir zümreye göre ayarlamıştır.’’
‘’Bazı sağlık personeli yasal olmayan şekilde çalıştırılıyor. Yasal olmayan şekilde mi çalıştırılıyor? Evet. Ama bununla ilgili ne İl Sağlık Müdürlüğüne YÖK ne de bağlı kurumlar resmi görüşmelerde kayıt altında olmasına rağmen bir adım atmıyor. Sorunun çözüm görmezden gelinmesi sebebiyle bir çözüme ulaşmıyor.
Türkiye’deki bir sağlık çalışanı Avrupa’ya göre 5 kat çalışıyorsa, Osmangazi Üniversitesindeki bir hemşire Şehir Hastanesindeki bir hemşireye göre de 3 kat fazla çalışıyor. 30 gün iş gününde 18 geceyi Osmangazi Üniversitesi’nde nöbet tutan bir hemşire var. Hemşireler burada çalışmak istemiyor. Bunun için de ilk fırsatta istifa ediyor, mesleğine son veriyor.’’
“Osmangazi Üniversitesinin yakın zamanda bir şeye karar vermesi gerekiyor. Ya yatak sayısı 100 yatak kapatılarak hizmet dışı bırakılacak ya personel sayısı öncelikle sahada çalışan alanı dışında görev yapan arkadaşların veya torpilli dediğimiz kısımdaki sadece kalite biriminde, evrak biriminde 8-9 kişinin çalıştığı bir sağlık sisteminin yürüyemeyeceğini görecek.
Siyasiler veya bürokratlar bu sistemi geriye döndürüp sonradan nitelikli insan istihdamını sağlaması gerekiyor.’’
Tüm bunlar ESOGÜ Tıp Fakültesi Hastanesi’ne yönelik olarak söyleniyor.
Oldukça düşündürücü söylemler…
Düşünebiliyor musunuz; hastanede görev yapan bir hemşire 30 iş gününün 18 gecesini nöbette geçiriyor.
Buna can mı dayanır?
Hemşireler böyle katlanılmaz bir çalışmaya zorlanırken ‘’torpilli’’ personel masa başında oturuyor. Bir evrak biriminde bile 8-9 kişi çalışıyor gibi görünüyor.
Masa başında çalışan ‘’torpilli’’ personel sayısı 200’ü buluyor.
Dedik ya söylemler oldukça düşündürücü…
İnanılır gibi değil…
Söyleyen, bir hasta yakın ya da bir hemşire falan olsa doğruluklarından kuşku duyulabilir.
Ancak söyleyen onlar değil…
Sağlık-Sen Şube Başkanı Hasan Hüseyin Köksal…
Onun için söylenilenlerin doğruluğundan kuşku duyma olmaz… Kendisi de ‘’resmi kayıt altında’’ diyor zaten…
Onun için hastane ile ilgili söyledikleri doğrudur.
Kendisi, ‘’yetkili ve en etkili sendikanın başkanı’’ olmakla övünüp duruyor. Aynı iş kolundaki diğer sendikaları da hep küçümsüyor.
Dahası hastanelerdeki görevlendirmelerde etkili olduğu da hep söyleniyor.
Böylesine ‘’yetkili ve en etkili sendika başkanı’’ olarak yalnızca doğruları söylemesi yetmez…
Aktardığı olumsuzlukları gidermek için mücadele etmesi gerekir.
Kendisine sormak gerek…
Bir hemşire 30 iş gününün 18 gecesinde hastanede nöbet tutarken, ‘’yetkili ve en etkili sendikanın başkanı’’ olarak siz ne yapıyorsunuz?
Bugüne kadar ‘’basın açıklaması’’ dışında ne yaptınız?
Sakın ‘’görüşme yaptık’’ falan demeyin…
Kendiniz de söylüyorsunuz, o görüşmelerin bir işe yaradığı yok.
Üyelerinizi yanınıza alıp protesto eylemi yaptınız mı?
‘’İş yavaşlatma’’, ‘’boykot’’ ve benzeri bir eylem gerçekleştirdiniz mi?
‘’Köle’’ gibi çalıştırılan hemşirelerin yanında durup isyan ettiniz mi?
Soruların yanıtı belli… Hayır…
Yapmanız gerekenlerin hiç birisini yapmadınız… İşin kötüsü yapmaya niyetiniz de yok.
‘’Yetkili ve en etkili sendikanın başkanıyım’’ diye boşuna övünmeyin…
Üyelerinin sorununu çözmek için etkili mücadele etmeyen bir sendika başkanı ‘’yetkili’’ olsa ne olur?
Hasan Hüseyin Köksal gerçekten ‘’yetkili ve etkili bir sendikanın başkanı’’ iseniz, öyle sert sözlerle ‘’gıyaben efelik’’ yapmayın… İş yapın…