Barış Günaydın’dan “İdam” değerlendirmesi

Geçtiğimiz günler Büyük Birlik Partisi MKYK Üyesi Ahmet Ulupınar çocuk istismarı, kadın cinayetleri, orman yangınları ve terör suçlarıyla ile ilgili idam cezasının geri getirilmesi gerektiğini gündeme getirdi. Oluşan gündem ile ilgili Eskişehir Baro Başkanı Barış Günaydın değerlendirmelerde bulundu.
Günaydın, “Özellikle çocuk istismarı dediğimizde, çok ciddi suçlardır ve toplum vicdanını en derinden yaralayan eylemlerdir. Hepimizin yüreğini kanatan bu eylemler en ağır biçimde cezalandırılması gereken suçlardır, öyle değil mi? Ceza adaleti dediğimiz şey, sadece o anki öfkeyi yatıştırmak değil; kalıcı ve etkili çözümler üretmeyi de gerektirir. İdam cezası ise şu an hukuk sistemimizde, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve evrensel insan hakları standartlarıyla tam anlamıyla bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla sadece popülist bir yaklaşımla idamın geri getirilmesini savunmak doğru değildir. Bu tür suçlar kabul edilemez. Özellikle çocuk istismarı söz konusu olduğunda, bir baba olarak beni de derinden yaralıyor. Çocuklarımızı koruyacak güçlü sosyal politikaların, etkin kolluk hizmetlerinin ve adil bir yargı mekanizmasının kurulması daha etkili bir çözüm olacaktır. Mevcut durumda, Türkiye’nin taraf olduğu anlaşmalara ve yapısal açıdan bakıldığında, idam cezasının geri getirilmesi mümkün görünmemektedir. İdam cezasını hukuksal olarak incelediğimizde, hangi konularda uygulanacağı, hangi suçlarda devreye gireceği gibi çok ciddi tartışmalar ortaya çıkmaktadır. Ceza adaletinde temel ilke şudur: Şüpheden sanık yararlanır. Zaten yargılamanın amacı da budur. Aksi halde “yargısız infaz” dediğimiz bir durum ortaya çıkar” ifadelerini kullandı.
“Telafisi Yok”
Dünyada idam cezasının yalnızca 5-6 ülkede fiilen uygulanmakta olduğunu aktaran Günaydın idam cezasının telafisinin olmayacağına dikkat çekti. Günaydın, “En ağır ceza, müebbet hapis olabilir. Farklı yöntemler denenebilir; ancak yargılamanın sonucunda idam kararı verildiğinde, kişinin hayatına son verme iradesi ortaya konmuş olur. Bu da çağdaş hukuk sistemlerinde kabul gören bir yöntem değildir. Bizim için önemli olan, suçların caydırıcı şekilde cezalandırılmasıdır. Bu cezaların artırılması gereklidir. Mümkünse en ağır ceza, yani ağırlaştırılmış müebbet hapis uygulanmalıdır. Fakat daha da önemlisi, özellikle çocukların korunmasına yönelik sosyal politikaların geliştirilmesine ve etkin yöntemlere ağırlık verilmelidir” şeklinde konuştu.
“Hukuk Fakültelerinin Kalitesi Arttırılmalı”
YKS sonuçlarının belli olmasının ardından öğrenciler tercihlerini yaptı. Hukuk faküllerine olan talebin düştüğünü aktaran Günaydın, hukuk fakültelerinin kontenjanlarının da azaltılmasını da değerlendirdi. Günaydın, “Hukuk fakültelerine talep, önceki yıllara kıyasla nispeten azalmış durumda. Bu yıl hukuk fakültelerinin kontenjanlarında çok ciddi bir düşüş yaşandı. Geçen yıl yaklaşık 14 bin öğrencinin yerleştiği fakültelere, bu yıl ülke genelinde 9.291 kişi yerleşti. Yani kontenjanlarda yüzde 30’a yakın bir azalma söz konusu. Bu azalmanın büyük kısmı devlet üniversitelerinde görülürken, vakıf üniversitelerinin kontenjanlarını korudukları dikkat çekiyor. Vakıf üniversitelerinde doluluk oranı yüzde 87 seviyesinde gerçekleşti. Yalnızca 569 boş kontenjan kaldı. Bu tablo, uzun süredir dile getirdiğim bir noktayı da doğruluyor: Hukuk fakültelerinin sayılarının azaltılması ve kalitelerinin artırılması gerekiyor. Tıpkı tıp fakültelerinde olduğu gibi, ilk 50 bin başarı sırasının şart koşulması gerektiğine inanıyorum. Bilindiği üzere bu yıl başarı sırası barajı 150 binden 100 bine düşürülmüştü. Ancak Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı nedeniyle bu uygulama hayata geçirilemedi. Önümüzdeki yıl ise 100 bin sınırı geçerli olacak. Fakat bana göre bu da yeterli değil; bu barajın 50 bin olması gerekir. Veriler de bu görüşü destekliyor. Devlet üniversitelerinin hukuk fakültelerine giren öğrenci sayısı yaklaşık 37 bin 500 civarında kaldı. Bu da kaliteyi artıran bir yapı olarak değerlendirilebilir. Öte yandan, ilgideki azalmanın sebeplerinden biri de yeni getirilen Hukuk Mesleğine Giriş Sınavı (HMGS) olabilir. Artık hukuk fakültesini bitirenlerin bu sınavdan en az 70 puan almaları gerekiyor. Avukatlık stajına kabul edilmek veya hâkim-savcılık sınavına girmek için bu şart aranıyor. Dolayısıyla bu durumun da tercihlerde etkili olmuş olabileceğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
“İnönü Kendi Adliyesine Kavuşacak”
İnönü ilçesine yapılacak olan adliye binası ile ilgili de açıklamalarda bulunan Günaydın, “Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun 6 Ağustos’ta aldığı ve Resmî Gazete’de yayımlanan karar doğrultusunda, İnönü Adliyesi’nin yargı çevresi değiştirildi. Daha önce Bozüyük Adliyesi’ne bağlı olan İnönü, bu kararla birlikte artık Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi’nin yargı çevresine dahil edildi. Böylece İnönü, Eskişehir’in diğer ilçeleri gibi Eskişehir merkezine bağlanmış oldu. Ancak kararın fiilen uygulanabilmesi için adliye binasının açılması ve gerekli atamaların yapılması gerekiyor. Şu an için İnönü’de adliye binası bulunmadığı gibi hâkim, savcı ve adli personel atamaları da yapılmış değil. Bu sürecin muhtemelen ekim-kasım aylarında gerçekleşmesi bekleniyor. Fiziksel koşullar sağlandığında İnönü kendi adliyesine kavuşacak. Bu gelişme önemli çünkü idari ve coğrafi açıdan İnönü, Eskişehir’in bir ilçesi olmasına rağmen daha önce Bilecik’in Bozüyük ilçesine bağlanmıştı. Yeni kararla bu durum düzeltilmiş oldu” sözlerini kaydetti.