Hayat kısa

Abone Ol

Hayat… Ne garip bir yolculuk değil mi? Bazen öyle hızlı akıyor ki, bir kuşun kanat çırpışı gibi, farkına bile varmadan elimizden kayıp gidiyor. Sabahları umutla başlıyoruz, planlar yapıyoruz, yarınlara dair hayaller kuruyoruz ama zamanın kıvrımlarında çoğu şey beklemediğimiz bir hızla silinip gidiyor adeta.

Pek çoğumuz koşuşturmanın içinde kayboluyoruz. İş, sorumluluk, sosyal hayat, hedefler… Tüm bunlar bize sanki “Daha fazlasını yapmalısın!” diyor. Oysa en değerli şey belki de elimizin altında duruyor; fark etmediğimiz anların kıymeti. Sevdiklerimizle geçirdiğimiz sessiz bir akşam, içten bir gülüş, bir dostun omzuna dokunmak, sevdiğin birinin sırtını sıvazlamak, başarısını kutlamak yada derdine ortak olmak… İşte hayatın gerçek renkleri burada gizli.

Hayat kısa ve elimizden uçup gidiyor. Bu yüzden, bazen durup nefes almak, küçük mutlulukları fark etmek gerekiyor. Bir kahve eşliğinde okunan kitap, yağmur altında yapılan kısa bir yürüyüş, eski dostla yapılan bir çay sohbeti… Bunlar, koşuşturmanın içinde kaybolan zamanın bize bıraktığı hazine.

Ne yazıkki çoğumuz bunu unutuyor. Yarın yaparım, sonra deneyimleyeceğim, zamanı gelince yaşarım diyoruz. Hep erteliyoruz. Oysa zaman, kimseyi beklemiyor. Uçup giden anlar geri gelmiyor. İşte bu yüzden, hayatı dolu dolu yaşamak bir tercih meselesi. Her günün, her anın kıymetini bilmek; sevdiklerimize zaman ayırmak, küçük mutlulukların peşinden gitmek gerekiyor.

Hayat kısa, zamansa adeta uçuyor. Ama bu hız, korkulacak bir şey değil. Tam tersine, her anı bir armağan gibi görmek ve yaşamın tadını çıkarmak için bir hatırlatma. Zaman durmuyor; ama biz her anı fark ederek ve değer vererek durdurabiliriz. Bir gülüşe, bir dostluğa, bir sevgiye duraklayabiliriz.

Sonuç olarak, hayatın uçtuğunu hissetmeden önce durup bakmalı. Gökyüzüne, sevdiklerimize, kendi içimize… Çünkü uçuşu fark edenler, hayatı gerçekten yaşayanlar bence. Ya sizce?