“Hayatın içerisindeki” insanlarla onlardan habersiz konuşmayı, dertleşmeyi seviyorum.
Onlardan birisini daha anlatacağım.
Hüseyin Yıldız…
Büyükşehir Belediyesi’nin arkasında bulunan otoparkın sokağını çok kullanırım.
Yine bir gün oradan geçerken, Hüseyin Bey elinde gazeteyle yolumu çevirmiş, “Özge ablam haberlerinizi, röportajlarınızı okuyorum, fotoğraflarınızı görüyorum” diyerek birdenbire yanıma gelmişti.
Tabi ben ismimi direk zikredince şok olmanın yanı sıra tedirgin de olmuştum.
O zamanlar bu kadar aktif değilim sosyal medyada…
Bir insan gazeteye, röportajlara koyduğu fotoğrafla ne kadar tanınabilir?
Şaşırmıştım.
Böyle birkaç kez o sokaktan geçmiş, Hüseyin Bey’i mutlaka görmüş, “Ablam gene haberini okudum” diye gülümseyerek selamlaşmıştık.
Ardından alışıyorsun.
O sokaktan geçerken şöyle bir etrafa göz gezdirmediğimde olmadı değil…
Mutlaka yakalıyordu, kaçman imkânsız.
Beni çaya davet eder, esnaf sıcaklığını gösterirdi.
Bir gün kendisiyle Eskişehir Hacı Bektaşi Veli Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği’nde karşılaştım.
Yine aynı sıcaklıkla, “Ablam yönetim kuruluna girdim, esnaflığı bıraktım, artık buradayım” dedi.
İşte böyle arkadaş oldum Hüseyin Beyle…
Yolda yürürken içtenliğini fark edip “insan” kazandım.
Sonra eşini ve kendisini yaşamın içinden röportajlarıma dahil edecektim, zamana yenik düştük, önümüzdeki günlere sakladım.
Neden mi anlatıyorum bunları?
Hüseyin Bey, yaşadığı deneyimlerden eski gülüşünü yitirdi.
İsyankar…
Hayatın zorluklarını zerresine tatmasından belki de onu buna iten…
İnsanı insan yapan içindeki sevgidir ya hani Hüseyin Bey’de tam da böyle birisi…
İsyankârlığını sevgisiyle elbet bastıracak...
Sevgi kazanacak...
Etrafına saf gülüşüyle yeniden umut ve ışık olacak…
Sözcükleri borç biliyorum Hüseyin Bey’e…
Helalleşiyorum izninizle…
Eşiyle, çocuklarıyla tebessüm dolu nice güzel günler diliyorum.
Yüzündeki tebessümü yeniden göreceğimiz günleri de bekliyorum.