Eğer bilişim, iletişim ve internet teknolojileri geçmiş çağlarda bugünkü kadar gelişmiş olsaydı, muhtemelen insanlığın hafızasında yer eden pek çok büyük aşk hikâyesi hiç yazılamazdı. Leyla ile Mecnun’un birbirine ulaşamaması, Tahir ile Zühre’nin kavuşamaması ya da Kerem’in Aslı uğruna yanıp kül olması, büyük ölçüde mesafe, iletişimsizlik ve erişememe hâlinin doğurduğu dramatik koşullardan besleniyordu. Günümüzde ise teknoloji, insan ilişkilerindeki mesafeyi fiziksel olmaktan çıkarıp dijital bir akışa dönüştürüyor. Böylece ilişkiler giderek anlamın değil, tüketimin konusu hâline geliyor.
Sosyal medya çağında insanlar artık birbirlerini tanımaktan çok birbirlerini “tüketiyor”. Bir profil fotoğrafı, birkaç kısa mesaj, geçici hikâyeler ve yüzeysel beğeniler; insan ilişkilerinin yerini almaya başlıyor. Marks’ın Manifesto’da söz ettiği metalaşma olgusu, bugün yalnızca emek ya da üretim alanında değil, duyguların ve ilişkilerin dünyasında da kendisini gösteriyor. Sevgi, dostluk, ilgi ve hatta kimlik bile dijital dolaşımın parçası olan birer “içeriğe” dönüşüyor. Böyle bir ortamda derinlikli ilişkilerin kurulması zorlaşırken, başka bir edebî figürün yeniden hayat bulduğunu görüyoruz: Don Kişot…
Cervantes’in unutulmaz karakteri Don Kişot, sıradan yaşamından koparak hayal ettiği kimliğe sığınan bir insandı. Gerçek dünyanın sıradanlığına, adaletsizliğine ve anlamsızlığına karşı kendi zihninde alternatif bir dünya kurmuştu. Alonso Quixano adlı yaşlı bir adam, şövalye hikâyelerinin etkisiyle kendisini başka bir kişiye dönüştürmüş; olmak istediği kişi ile olduğu kişi arasındaki boşluğu hayal gücüyle doldurmuştu.
Bugünün dijital dünyasında da benzer bir dönüşüm yaşanıyor. İnternetin sunduğu sanallık, bireylere gündelik yaşamda bastırılmış yönlerini açığa çıkarma fırsatı veriyor. Günlük hayatta içine kapanık, çekingen veya etkisiz görünen bir kişi, sosyal medya ortamında son derece cesur, saldırgan, etkileyici ya da sıra dışı bir kimliğe bürünebiliyor. İnsanlar artık yalnızca kendilerini ifade etmiyor; aynı zamanda kendilerini yeniden tasarlıyorlar. Bu nedenle internet ortamı, modern çağın en büyük kimlik laboratuvarlarından biri hâline gelmiş durumda…
Psikoloji araştırmaları da dijital ortamın birey davranışlarını değiştirdiğini ortaya koyuyor. Anonimlik duygusu, görünmezlik hissi ve fiziksel mesafenin yarattığı güven alanı, kişilerin gündelik hayatta sergileyemeyecekleri davranışları göstermelerine neden olabiliyor. Kimi zaman bu durum özgüven artışı şeklinde ortaya çıkarken, kimi zaman da öfke, linç kültürü, saldırganlık veya sahte kahramanlık biçiminde kendisini gösteriyor. İnternet, bireyin yalnızca yeni bir kimlik edinmesini değil; kişiliğinin belirli yönlerini aşırı büyütmesini de mümkün kılıyor.
Aslında kimlik, tek parçalı ve sabit bir yapı değildir. İnsan; çalışma hayatında başka, aile içinde başka, dost çevresinde başka yönlerini öne çıkarabilir. Sağlıklı koşullarda bu parçalar belirli bir denge içinde var olur. Ancak dijital ortam, bu dengeyi bozabilecek güçlü bir etkiye sahiptir. Çünkü sosyal medya sürekli görünür olmayı, dikkat çekmeyi ve onay toplamayı ödüllendirir. Böylece kişinin bazı yönleri aşırı beslenirken diğer yönleri geri planda kalır. Sonuçta birey, kendi gerçekliğiyle dijital kimliği arasında giderek büyüyen bir mesafe yaşamaya başlar.
Don Kişot’u yalnızca şövalye romanlarının deliliğe sürüklediğini düşünmek eksik olur. Onu asıl dönüştüren şey, yaşadığı dünyanın adaletsizliğine duyduğu derin itirazdı. Belki de hayatı boyunca karşılaştığı haksızlıklar, güçsüzlükler ve çaresizlikler, onu zihninde başka bir kimlik yaratmaya yöneltti. Şövalyelik çağının sona ermiş olduğu bir dönemde, o hâlâ adalet arayan bir şövalye olmaya çalışıyordu.
Bugünün internet dünyasında ise Don Kişot olmak çok daha kolaydır. Çünkü dijital çağ, bireye yalnızca hayal kurma değil; o hayali görünür kılma imkânı da sunuyor. Sosyal medya platformlarında kendisini kurtarıcı, savaşçı, düşünür, kanaat önderi ya da hakikat savunucusu gibi sunan sayısız insan görüyoruz. Gerçek yaşamda etkisiz hisseden bireyler, dijital dünyada kendi alternatif kahramanlık hikâyelerini kurabiliyorlar.
Sonuçta internet, insanın içindeki bastırılmış arzuları, öfkeleri, özlemleri ve eksiklikleri büyüten dev bir aynaya dönüşmüş durumda. Bu aynada bazıları kendisini yeniden bulurken, bazıları ise kendi yarattığı hayalin içinde kayboluyor. Modern çağın Don Kişotları da tam burada doğuyor: Gerçek dünya ile zihinsel dünya arasındaki sınırın giderek silikleştiği dijital evrende…