İSTİKBAL'DE YENİ DÖNEM...

Abone Ol

O zamanlar DHA da stajyerim…
Eyüp Kelebek büro şefi…
Özge dedi, “Seni İstikbal’e gönderelim. Burada kadro işin zor. Kadro açığı olduğu zaman çekip alacağım.”
İlk sorum şu: “Abi rahat mıdır orası? Gazetecilik stresli iştir, ben gerginliğe pek gelemiyorum.”
Bir elinde telefon: “Hayır, hayır çok rahat. Orada kimse kimseye müdahale etmez.”
Yazı İşleri Müdürümüz Murat Taşkın’la görüştü.
Onların da muhabir ihtiyacı var.
Hiç unutmuyorum Esparktayım.
Murat Taşkın’ı aradım.
Tesadüfen o da orada…
Telefon bayisinde görüştük, aklımda kalan siluet…
Üstünden çok yıllar geçti.
Ayaküstü konuştuk, yarın gel başla dedi.
İçime sindi.
Benim ilk etapta aradığım şart…
O zaman İstikbal Gazetesi Organize Sanayi’de…
 6 numarayı bekliyorsun otobüs durağında…
Gecikirsen 45 dakika beklersin maazallah…
İlk gün gittim, patron Oğuz Türkmenle görüşeceğim.
Bende bir çekingenlik, odasına gitsem mi, ne zaman gitsem, despot mudur düşünceleri sarıyor ruhumu derken o odaya giriyor.
En çok kullandığı kelimeydi: ”Hanım kızım!”
Güler yüzüyle beni tanıdı, sordu, anlattı ve gitti.
 Patron gibi değil…
Hatta meslekte yeni başlamama rağmen bana “köşe yaz” dedi bir gün.
Şaşırdım.
Allah allah, daha geleli kaç gün oldu, herkes için “yeni yetme bebesin”, bizim meslekteki “abilerimiz” ne der ki bu işe diye düşünürken Murat abiye söyledim.
Oğuz abi köşe yaz diyor, yazayım mı diye sordum.
Yaz tabi dedi.
Düşünmedi, ego yapmadı, “Hadi len oradan, daha geleli kaç gün oldu” demedi.
Haftada iki gün o zamanlar köşem…
Salı ve Cuma günleri çıkıyor.
Köşemin adı “Ters köşe”
Tabi ben yazmaya başlayınca diğer abilerin gücüne gitti:
“Ya o kim de köşe yazıyor, biz bu günlere nasıl geldik, ne aşamalardan geçtik, daha noktalaması yok, kaldırın şunu, yazmasın” diye inceden inceye çok tepki aldım.
Uzun sürmedi yazmam…
Sebebi abilerin baskısı değil…
Köşe yazmak tecrübe gerektirirmiş, zamanla anladım.
Kelimeler zaten kendiliğinden oturuyor şu an.
Belki de haklılardı!
Bunu kabul ediyorum.
Sonra yıllar yılları kovaladı…
İstikbal beni, ben İstikbal’i sevdim.
Herkesi olduğu gibi kabul edince hiçbir sorun olmuyormuş iş hayatında…
He neden mi anlatıyorum bunları?
İstikbal Gazetesi’nde yeni bir dönem başladı.
Günlerdir içimde burukluk yanında ise heyecan var.
Dile kolay 12 yıl emek verdiğim insanlarla iş hayatında yolları ayırdım.
Biri Burak Türkmen…
Diğeri Murat Taşkın…
İkisinin de üzerimde emeği çok.
Burak abi patronluk değil, ağabeylik yaptı.
Bu çok şey ifade ediyor aslında…
Murat Taşkın ise beni ben yaptı.
Lafı açılmışken, belki ona da ilk kez itiraf edeceğim bunu yazım vasıtasıyla.
Çok duyardım: “Çok şanslısın. Murat abi ile çalışıyorsun!”
Bende “Evet, çok şanslıyım ama ben ondan korkarım arkadaş” derdim.
Şaşırırlardı.
Hatta bu Murat abinin kulağına bile gitmiş bir gün.
“Korkuyorum” ifadesi aslında kaba bir benzetme…
Mesleğin saygınlığının giderek azaldığı süreçte bence ustalardan korkulmalı!
Çünkü ben korkuyorum derken saygı duyuyorum dedim!
Onun sözünden çıkmam arkadaş dedim!
Güvendim, yapma diyorsa vardır bir bildiği dedim!
Kendimi gazlamak gibi olmasın ama cesur olduğumu, hiç korkmadığımı mı sorarlar çevreden…
Onlara da yanıtım olsun bu:
Sektörde bir tek Murat abiden korktum arkadaş!
Net!
Bu cümleleri de laf olsun diye değil içimdeki yükü atmak için söylüyorum.
Ahde vefa!
Bu sebeple başta Oğuz Türkmen olmak üzere üzerimde emeği geçen Burak Türkmen ve Murat Taşkın’a çok teşekkür ederim.
Her veda yeni bir başlangıç oldu hepimize…
Şimdi İstikbal ailesi için yepyeni bir dönem başladı.
İmtiyaz sahibi Tohan Hazinedar ile yola devam…
Heyecan oldu, umut oldu herkese…
Onlarla da aynı istikrarla ve abilikle yola devam edeceğimizi biliyorum.
İnanıyorum.
Hissediyorum.
Tohan Bey’e de ayrı teşekkür ederim.
İstikbal’e, Oğuz Türkmen’in emanetine sahip çıktıkları için…
Aynı kararlılıkla ve aynı güçle en zirveye çıkmak için o halde kaldığımız yerden devam…
Korkmadan…
Kararlılıkla…