Kent Konseylerinin Sorunları – 2

Abone Ol

Kent konseylerinin sorunları konusuna devam edelim. Toplumun önemli bir bölümünün kent konseylerinin varlığından ve işlevinden haberdar olmaması da katılımı sınırlayan bir başka faktördür. Pek çok vatandaş kent konseylerinin ne olduğunu, hangi amaçla kurulduğunu ya da toplantılara nasıl katılabileceğini bilmemektedir. Bilgilendirme eksikliği nedeniyle katılım dar bir çevreyle sınırlı kalmakta, konseyler toplumun geniş kesimlerini temsil eden platformlar olma niteliğini yeterince kazanamamaktadır.

Türkiye'deki siyasal kutuplaşma da bazı kent konseylerinin tarafsızlığını olumsuz etkileyebilmektedir. Bazı yerlerde belediyeye yakın gruplar karar süreçlerinde ağırlık kazanırken, farklı görüşlere sahip kişi ve kuruluşların dışlandığı yönünde eleştiriler ortaya çıkabilmektedir. Böyle bir ortamda ortak akıl üretmek güçleşmekte ve konseylerin temel amacı olan uzlaşmacı yerel yönetişim anlayışı zarar görmektedir.

Kent konseylerinin proje geliştirme kapasitesinin sınırlı olması da önemli sorunlardan biridir. Birçok konsey kent sorunlarını doğru biçimde tespit edebilmekte ve kapsamlı raporlar hazırlayabilmektedir. Ancak bu çalışmaların uygulanabilir projelere dönüştürülmesi, finansman modellerinin oluşturulması, performans göstergelerinin belirlenmesi ve sonuçların izlenmesi konusunda yeterli kapasite bulunmamaktadır. Bu nedenle hazırlanan önerilerin önemli bir bölümü uygulama aşamasına geçememektedir.

Kurumsal süreklilik eksikliği de dikkat çeken sorunlardan biridir. Yerel seçimler sonrasında yönetimlerin değişmesiyle birlikte birçok kent konseyinde çalışmalar kesintiye uğramakta, deneyim birikimi kaybolmakta ve kurumsal hafıza oluşamamaktadır. Aynı şekilde yönetmeliklerde öngörülen çevre, kültür, gençlik, kadın, ulaşım ve afet gibi çalışma grupları da birçok kentte düzenli çalışmamakta, somut çıktılar üretmek yerine yalnızca toplantılar düzenlemekle yetinebilmektedir.

Günümüzde veri temelli yönetim anlayışının önem kazanmasına rağmen kent konseylerinin önemli bir kısmında veri analizi, performans ölçümü ve etki değerlendirmesi gibi yöntemler yeterince kullanılmamaktadır. Kararlar çoğu zaman gözleme ve kişisel değerlendirmelere dayandığından önerilerin bilimsel temeli zayıf kalabilmektedir. Benzer şekilde belediyelerin stratejik planlarının hazırlanması sürecinde kent konseylerinden görüş alınsa bile hangi önerilerin kabul edildiği veya reddedildiği konusunda yeterli şeffaflık sağlanmamaktadır. Bu durum katılımın etkisini azaltmakta ve güven duygusunu zedelemektedir.

Bir başka önemli güçlük ise gönüllülük esasına dayalı çalışma modelidir. Kent konseyi üyeleri herhangi bir maddi karşılık beklemeden görev yapmaktadır. Zaman içerisinde motivasyonun azalması, yükün sürekli aynı kişilerin üzerinde kalması ve yeni gönüllülerin sisteme dâhil edilememesi çalışma kapasitesini düşürmektedir. Gönüllülüğün sürdürülebilir olabilmesi için katılımcıların emeklerinin somut sonuçlar ürettiğini görebilmeleri büyük önem taşımaktadır.

Sonuç olarak Türkiye'de kent konseylerinin temel sorunu, katılım eksikliği değil; katılımın karar süreçleri üzerindeki etkisinin yeterince güçlü olmamasıdır. İnsanlar yalnızca fikirlerini ifade etmek için değil, bu fikirlerin kamu politikalarına yansıdığını görmek için katılım göstermektedir. Bu nedenle kent konseylerinin daha etkili hâle gelebilmesi için belediyeler karşısında görece bağımsız mali ve idari kapasiteye kavuşturulmaları, belediye meclislerinin konsey önerilerine gerekçeli yanıt verme yükümlülüğünün güçlendirilmesi, mahalle düzeyinde katılım mekanizmalarının geliştirilmesi, dijital katılım araçlarının yaygınlaştırılması, veri temelli politika üretiminin benimsenmesi ve özellikle gençler, kadınlar ile dezavantajlı grupların karar süreçlerinde daha etkin temsil edilmesi gerekmektedir. Bu dönüşüm gerçekleştirildiğinde kent konseyleri, yalnızca danışma organı olmaktan çıkarak yerel yönetim ile kentliler arasında sürekli öğrenen, ortak akıl üreten ve kentin geleceğine yön veren güçlü yönetişim platformlarına dönüşebilecektir.