Bir kent; yöneticiler, uzmanlar ve danışmanlar tarafından ‘kendi akıllıları fikirlerince’ hazırlanıp, “Ey vatandaşlar; alın size bir kent yaptık. Burada yaşayın” şeklinde oluşmaz. Kent, ortak varlıktır. Kent, ortak kültürdür. Kent, katılımla oluşmuş değerdir. Kenti yurttaşlar için önemli ve değerli yapanlar ortaklık, katılımcılık, paylaşımcılık, işbirliği ve kolektivite unsurlarıdır.
Ortak varlık olan kentte, stratejik kaynak kullanımı ancak katılımlı ve paylaşımcı üretimin sağlanmasından sonra gelir. Kentli yurttaşların katılımı olmadan zorlanan projeler kullanılabilir ve sürdürülebilir olmaz; kentin geçmişini geleceğine eklemlemekte sorunlar yaratır.
Bir kentin vizyonu, o yerleşimin tüm unsurlarıyla birlikte ne olmak istediğinin anlatımıdır. Bir kentte yaşayan insanlar gelecekte nasıl bir ortamda yaşamak istediklerini hayal edebiliyorlarsa; o kentin vizyonunun mevcudiyetinden söz edebiliriz. Kentin vizyonu, yerel yöneticilerin hayallerindeki macera arayışları değildir; aksine halkın katılımı ile üretilmiş ve paylaşılan bir gelecek tasarımıdır.
Kentler, belli dönemlerde yavaş tempolu bir gelişme gösterirler. Özellikle çekim merkezi haline dönüşmedikleri ve geleneksel özelliklerinin henüz kaybolmadığı dönemlerde, bir kentin yarınının nasıl olacağını kestirmek kolaydır. Böyle durumlarda kriz niteliğinde sorunlar pek az olur.
Sorunları görmek ve önlemek kolaydır. Ama kentin yapısı, örgütlenmesi ve kentsel yaşam karmaşıklaşmaya başladığında, bir başka deyişle kentin sorunları ölçek değiştirdiğinde işler bir hayli zorlaşır. Bu durumda kent için oluşturulmuş vizyonun yardımı ile stratejilere, planlara ve bütçelere yönelmek gerekir. Bir önemli nokta var. Kent gibi bir ölçekten söz ettiğimiz plan ve bütçe konularının farklılaşarak katılımcı stratejik planlama, yönetim ve bütçeleme haline dönüşmesi gerekir.
Gerek bir kentin vizyonunun oluşturulmasında, gerekse sonraki planlama, uygulama ve denetleme süreçlerinde ihtiyaç olan en önemli unsur bir veri yapısıdır. Kent hakkında bilgilenmeyi sağlayacak bir bilgi altyapısı olmadan kentin mevcut durumu üzerine analiz yapmak ve gelecek öngörülerinde bulunmak mümkün olmaz. Kendini bilgi, katılım ve rıza temelinde yapılandırmayan ‘tekil’ plan ve projelerin başarılı olmasını da beklememek gerekir.
Bir projenin kentin geleceğine hizmet etmesi için öncelikle kendi hedef ve kaynaklarını, kentin vizyonu ve gelişim planları içinde bulması ve uyumlulaştırması şarttır. Gene burada kullanılan her sözcüğün ve kavramın katılımcılıkla nitelenmesi gerekir.
Yaşadığımız kentin sağlıklı bir geleceğe doğru ilerleyip ilerlemediği konusunda yargılarda bulunmak istersek, bakmamız gereken bazı kentsel göstergeler vardır. Örneğin kentin ekonomik ortalama hızını bilmeliyiz. Yıllık bir eksende kentteki ekonomik sektörlerin gelişim ve değişimini izlememiz gerekir. Eğer bu izlemeyi yapamazsak, kentin sosyo-ekonomisi üzerine yargılarda bulunmamız, öngörüler geliştirmemiz ve sürdürülebilirliği olan planlar yapmamız mümkün olmaz.
Yukarıda ima ettiğim kentsel göstergeler arasında en önemlilerden biri katılımdır. Kentin sürdürülebilir ve geçmişten geleceğe eklemlenmiş gelişimini sergileyen göstergelerin bulunup ölçülmesi gerekir. Meslek odaları ile sivil toplum kuruluşlarının kentsel gelişime nitel ve nicel olarak ne denli katıldıkları bu gösterge topluluklarından önemli biridir.